BALKAN KÜLTÜR ESERLERİ  
 
  1984-1989 TÜRK SOYKIRIM MİMARLARININ AKIBETİ 22.12.2014 08:24 (UTC)
   
 

 

1984-1989 TÜRK SOYKIRIM MİMARLARININ AKIBETİ

 

1984-1989 TÜRK SOYKIRIM MİMARLARININ AKIBETİ

(Geçen sayıdan devam)

SEMRA KANAT

“Bir yolcunun yolda ilerleyebilmesi için ufku görmesi yeterli değildir.

Ufkun ötesini de görmesi gerekir.”

Mustafa Kemal Atatürk

Günümüz Bulgaristan Türkleri, hâlen Balkanlar’da yaşayan canlı parçamızdır. Ancak 1878 evvelinde “Bulgaristan” adında bir ülke mevcut olmadığından, “Bulgaristan Türkleri” tabiri de yoktu. Bu sebeple oradaki soydaşlarımız, Osmanlı Devleti’nin Avrupa topraklarını ifade eden coğrafî adıyla; yani, “Rumeli Türkleri” olarak anılırdı.

Ekseriyetle bölgenin Osmanlı hâkimiyeti neticesinde Balkanlar’a iskân edilen, tamamı Hanefî (1) Müslüman olan bu Avrupa Türkleri, Anadolu Türkmen ve Yörüklerin çocukları olduklarından, Bulgaristan’daki Türk varlığı hiçbir zaman sadece Bulgaristan’ın bir iç meselesi olmamıştır, değildir, olmayacaktır da. Ne ki, o ülkenin ahde vefasızlığı yüzünden, ana vatanımızdan koparıldıkları günden bu yana, Bulgaristan’daki öz be öz Türk soylular sayısız roman ve filmlere konu olabilecek çeşitli badireler göğüslemek zorunda kalırlar. Bunların doruğa ulaştığı dönem, soydaşlarımızın örs ile çekiç arasında ezildiği, “kızıl faşizm” diye addedilen 1984-1989 arası felâketli yıllardır.

Başımıza gelecekleri âdeta sezen Hüseyin Cahit Yalçın (2), bu yöndeki haklı endişelerini çok önceden, 27-29 Aralık 1944’te Sofya’da gerçekleşen Bulgaristan Türkleri Kongresinde (3) dile getirir: “Bulgaristan’daki Türk haklarının kâğıt üzerinde yahut sadece sözde kalmayarak fiile çıkarılacağına ne ile emin olacağız? Mazi, istikbal hakkında emniyet değil, ancak şüphe telkin ediyor.”

O ana değin de, zaten 1934’ten sonra iktidara gelip Nazi Almanya’sıyla faşist İtalya’sının etkisi altında kalan tüm Bulgar hükûmetleri ülkedeki azınlıklara ve bilhassa Türk ve Müslümanlara potansiyel suçlu gözüyle bakmaktadır; fakat 80’li yıllarda, fikriyat (ideoloji) farklılığına rağmen, “Askerî Lig” (4) ile paralellik güden Bulgar Devlet Başkanı Jivkov’un “şovenist” ya da “faşist” komünizmi, Türklere uygulanan baskıları bu kez maskesiz olarak resmiyete döker.

“Ah, komünizm!… Cihan medeniyetinin en büyük düşmanı. Yüz binlerce, milyonlarca Türkün başbelâsı. Öyle bir korkunç afet ki, milyonlarca Türkün canını aldı. Nice canlara kıydı. Nice haneleri söndürdü.” der, tek suçu münevver bir Türk öğretmeni olup tutuklanan ve ömrünün en verimli 15 yılını kızıl zindanlarda çürüyerek geçiren ünlü Bulgaristan kökenli aydınlarımızdan Osman Kılıç (5).

Demirperde

Özgür dünyanın “Demirperde” diye adlandırdığı o kapalı rejimin Türklere yaşattığı vahşet ve eritme kampanyasının başlangıcının 30. yıl dönümü dolayısıyla Rodoplar bölgesindeki Barutin köyünde düzenlenen toplantıda, yapılan haksızlıklardan dolayı özür dileyen Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı emekli General Angel Marinov, “Ülkemde böyle bir zulüm işlendiği için utanç duyuyorum. Asimilasyon kampanyasına şahsen aktif olarak katılmadım. Ancak o dönemde kadrolu bir subaydım. Türk ve Müslümanlara karşı işlenen adaletsizlikten sorumlu olan sadece yönetimdekiler veya zulümleri şahsen uygulayan kişiler değildir. Olaylara sessiz ve ilgisiz kaldığımız için biz de suçluyuz.” diye itiraf eder (6).

Peki, bu suç ortamını kotarıp, Sovyet koruma şemsiyesi altındaki Bulgaristan’ı korku bataklığına çeviren asıl mücrimler kimlerdi?

Bu sekiz “dünya harikası”, Todor Jivkov, Milko Balev, Petır Mladenov, Georgi Atanasov, Dobri Curov, Penço Kubadinski, Stanko Todorov ve Andrey Lukanov’dan ibaretti.

Bulgaristan Türklerine karşı girişilen cihanda eşi benzeri görülmeyen “soya/köke dönüş” (!) yahut “yeniden doğuş” (?!) türünden mesnetsiz, rezil eritme kampanyasının bu sekiz rejisörün akıbetine sırayla değinmeden önce, bir rejim karşıtı Bulgar mağdurunun sözleriyle Bulgar modeli “reel sosyalizm”i tarif etmek gerekir. Bu, “Mezar sessizliği,/Güneş ısıtması,/Ay aydınlatması”dır.

Bulgaristan Türkleri, mahut sekiz despotun yarattığı işte bu “şahane” Bulgar usulü tiran sosyalizminin “mezar sessizliği”ne boğularak perişan edildi (silâh zoruyla -sözüm ona “gönüllü” dilekçelerle- isimleri değiştirilen Türklerin, “Yeni adın ne?” tarzındaki onur kırıcı suallerine cevaben, Bulgarları aynı şekilde terslememeleri tevekkelli değildi: “Zordan Toptan Korkudanov”!)…

Eziyet etme sevdasının (sadizmin) başlıca müsebbibi, üstün olana karşı hissedilen aşağılık duygusudur. Bulgar, Rum ve Yunanın ruhuna sinen Türkün üstünlüğünü inkâr çabası, Osmanlı yadigârı beş asırlık kuyruk acısından ileri gelir (7).

Lâkin, “alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste”!…

Bir Bulgar “mucizesi”: Todor Jivkov

“Türk kasabı” Todor Hristov Jivkov (1911-1998).

1984-1989 Türk soykırım mimarlarının akıbetini ilkin, 15 Eylül 2004 tarihli “Böyle Komşu, Düşman Başına!” başlıklı araştırmamda mizahî bir yaklaşımla kaleme almıştım (8). İşbu yazı temelinde onun genişletilmiş, daha ciddî bir biçimlemesidir. Yine de, dünya devlet başkanları arasında cehalet birinciliğini kaptırmayan; bundan dolayı hakkında yüzlerce fıkra üretilen Jivkov “hanedanı”nın başı sayılan “zat-ı muhterem”in Allah vergisi yönetim, hitabet, Bulgarca dil bilgisi vb. “yeteneklerini” anımsadığımda, espri anlayışıma engel olamadım.

Bulgaristan’daki Türklere eza çektirme konusundaki sınırsız hayal gücüyle kuşkusuz Holivud (Hollywood)’un en şöhretli yönetmenlerini bile sollayan, gizlice “Çar Todor” diye adlandırılan Politbüro üyesi Jivkov -sonradan kente dönüştürülen Sofya’ya bağlı Pravets köyünde dünyaya gelmiş (7 Eylül 1911) olmasından dolayı- hakkında en meşhur fıkralardan biri, Bulgaristan’da tel kıtlığı baş gösterdiği 80’li yıllarda yayılmıştı. Buna göre, kıtlığın sebebi, “oradan başka öküzlerin çıkmasını önlemek amacıyla Pravets’in çepeçevre dikenli tel örgüsüyle çevrelenmesi” idi.

Nitekim, saygıdeğer devlet büyüklerimizden Dr. Agâh Oktay Güner de Başkanı olduğu Türkiye Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Vakfındaki bir sohbetimiz esnasında, Jivkov’un bu hayvanî zaafına değinmişti.

Derin zekâ, bilgi ve kültür birikimi; engin devlet tecrübesi; insan, vatan ve Türklük sevgisiyle çarpan yüreğiyle olduğu kadar nüktedanlığı ve babacanlığıyla da hayranlık uyandıran değerli Agâh Bey’in “Kırılan Türklük” (9) başlıklı yazısında da belirttiği gibi:

“Bulgar Devlet Başkanı Jivkov’u, ticaret antlaşması imzalamak üzere tanımıştım. Kendisinin çok çalıştığı ve hiç dinlenmediği ifade edildiği zaman Jivkov’un aynen şöyle dediğini hatırlıyorum: ‘İnsan bir hayvandır. Hayvan dinlenmediğine göre, insan niye dinlensin?’…”

Ama unutmamalı ki, “… Türk milletinin millî tarihi, Bulgar’a ‘Ben hayvanım!’ dediğinde, dizgin vurmuş nice yiğit şahsiyetle doludur.”

Jivkov’un yaşlılığında kâğıda dökmeye değer gördüğü hatıratına bakacak olursak, kendisini hayvanlara bu denli yakın görmesinin sebebi, “domuz dışkıları içerisinde geçen çocukluğu” olsa gerek.

Yüksek dozlu bir komedi sayılan bu “domuz devresi”nde yetişen küçük domuzcu, kısa sürede hayat akışını tümüyle değiştirecek olan en çarpıcı olayla karşılaşır: Meslek Okulu mezuniyetini takiben, kendisi (tam da Sovyet Kızıl Ordusu’nun Bulgaristan işgalinin arifesinde!), çalışacaklarına çapulculukla iştigal eden partizanlarca kaçırılıp, cebren iki haftalık bir partizanlık macerasına sürüklenir. Bu sayede parti genel sekreterliği, akabinde de devlet başkanlığı koltuğuna oturur; neticede Kremlin’in daimî misafiri ve sadık dinleyicisi olduğu için de -kralları aşarak!- 35 yıl kesintisiz iktidarda kalabilme rekorunu kırar. Oysa yakın çevresinin iddialarına göre, lise diploması sahte olan bu seviyesiz adam, orta tahsilli diplomasını bile zor zahmet alabilmiştir!

Jivkov’u yakından tanıyanların iddialara göre, orta öğrenim diplomasını Yıl: 2004. Yer: 93 Harbi evvelinde nüfusu %70’i

bile zor zahmet alabilen Jivkov, bir anda karşımıza “lise” mezunu olup Türklerden oluşan Sofya. Bina girişindeki

çıkıverir! http://bglog.net/Obrazovanie/6206 adresinde yer alan 12.7.1942 levhanın Türkçesi: “Bulgaristan Cumhuriyeti.

tarihli “diploma” vesikalığında saçları dökülmeye başlayan yeni “lise” (!) Başkan”. Nöbetçi askerlerin giysileri: Rumeli’yi

mezunu Jivkov, o tarihte 31 yaşındadır. Hâl böyleyken, kendisi Bulgar kana bulayan çetecilerinkinin tıpkısı. Kaderin

Bilimler Akademisince (BAN Ansiklopedisi, Sofya 1964) çarçabuk cilvesi: Meydandaki kaldırım taşları bile hâlâ

“özel öğrenci” statüsünde sahte bir belge ile “mezun” ediliverir. Türklerden kalma!…

Ama diplomalar (hele sahte olanları, hiç!) bir kimseyi adam etmeye yetmediğinden, Şop (10), bazılarına göre ise Kopanar (11) asıllı Jivkov, Bulgarcayı doğru dürüst konuşamıyor; söylev yazmak bir yana, danışmanlarınca hazırlanıp bayramdan bayrama sunulan “Ulusa Sesleniş”leri dahi okuyamıyordu. Bu suretle, ülkedeki onca üniversite mezununun mevcudiyetine rağmen, Bulgar halkı senelerdir ilkel domuzcunun uyduruk “sosyalizm ve komünizmi inşa” nutuklarını küfrederek dinlemek zorunda bırakıldı.

Salt BKP (Bulgar Komünist Partisi)’nin katıldığı için (toprağı bol olsun!) bir Bulgar komşumuzun “tek at ile yarış” diye nitelediği seçimlerde, halkın “Toşo” diye hicvettiği parodi devlet başkanı, hep o çok merak ettiğim 99,99 oy yüzdesi ile “seçilirdi”. (Not: Yaşım gereği ben bu seçimlerin yalnızca sonuncusuna katılmış, tepkimi de sandığa boş pusula atarak göstermiştim. S.K.)

Ancak Jivkov’un sonu, alıştığı yüksek yüzdeler kadar “muhteşem” olamadı. Kendisi önce 1989’daki son büyük Türk “göç”ünün vesile olduğu “insancıl” sosyalist rejiminin yıkılışından sonra BKP üyeliğinden çıkarıldı (13 Aralık 1989). Ardından, belgelere dayalı başka kişilerle de ortaklaşarak, Anayasanın 162. (Millî ve ırk eşitliği) maddesi uyarınca 1984-1989 yılları arasında “millî düşmanlık ve kini körüklediği” gerekçesiyle, emekli Korgeneral Dimitır İvanov Stoyanov (Jivkov’un talimatlarına dayanarak isim değişikliği emrini veren zamanın İçişleri Bakanı) ile birlikte Askerî Savcılık (Bulgar askerî mahkemesi) ve Anayasa Mahkemesince dava edildi (30 Ocak 1991). Nihayetinde, yasalara aykırı davrandığı gerekçesiyle, “etnik gruplar arasında düşmanlık yaratma, görevini kötüye kullanma ve devlet kaynaklarını zimmetine geçirme” suçlarından tutuklanarak ev hapsine kondu. 1994’te ise belirtilen suçlardan yargılanıp, 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Fakat her zamanki şansı gene yaver gitti: Temyiz başvurusunu dikkate alan Yüksek Mahkemenin Şubat 1996 tarihli kararında Jivkov’un yalnızca yetkilerini kötüye kullanma suçundan yargılanmasına ve torununun evinde göz hapsinde tutulmasına karar verildi (12).

Jivkov’un tutuklu olarak yargılanmasına başlandığı sırada, “liyakatlerini” Dergimizin bir sonraki sayısında ele alacağımız ayaktaşları Atanasov, Mladenov ve Kubadinski de, Ceza Kanununun 162., 20. ve 26. (fıkra 2: Görevi suiistimal) maddeleri uyarınca, “ağır sonuçlara neden oldukları” gerekçesiyle davaya dahil edildi (31.1.1991-30.6.1992). İsim değişikliği nedeniyle Belene cehenneminde (13) olduğu gibi tüm Bulgar hapishanelerinde yatmış olan Türkler -davacı olmaları istemiyle- araştırılmaya başlandı. Salt Belene’de yatmış olan 446 Türkün gerçek isim ve ikametgâh adresi, şehit edilenlerinse yasal vârisleri tespit edildi. Hukukî yardım amacıyla Türkiye Cumhuriyeti’ndeki bilirkişi heyeti oluşturulup, Türkiye’de yaşamakta olan mağdurların bulunması ricasıyla mektup yazıldı ve 3 Temmuz 2003’e değin bunlardan 26’sının ifadesi alındı. Heyhat, Sofya Askerî Bölge Savcılığında görülen 48 ciltlik 1998 tarihli 780-II numaralı dava, davalılardan ikisinin (Jivkov ile Stoyanov) ölümü nedeniyle kapandı. Tespit edilen 134 Türk asıllı mağdurun 126’sı Türkiye Cumhuriyeti topraklarında bulunup ikamet yeri tespit “edilemediği” (!) için tazminat davası açmaları konusunda uyarılamadı.

İşin doğrusu, Türklerin maruz kaldığı Bulgarlaştırma kampanyasını düzenleyenler hiçbir zaman ciddiyetle muhakeme edilmedi, mahkûm da olmadı. Sadece dönemin Cumhurbaşkanı Petır Stoyanov 1997 tarihli Ankara ziyareti sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmasında, Bulgaristan Türklerine yapılanlardan dolayı üzüntüsünü ifade etmekle yetindi (14).

“Hanedan”

Bulgaristan’ın mukadderatıyla oynayan Jivkov’un ülkeye yaptıkları kendisiyle sınırlı kalmadı: Kızı, damadı, oğlu, torunları… Bulgaristan onların aile çiftlikleriydi!

Devlet yönetiminin ilk 10’unda yer alan “hanedan”ın iki numarası Lüdmila Jivkova (1942-1981), hekim olan zavallı annesi Mara Maleeva’nın, Todor gibi biriyle evlenmek zorunda kaldığı için genç yaşta kahrından öldüğü kesin (her şakada gerçek bir pay vardır).

Kelimenin tam anlamıyla iki “zıt kutba” ait garip Maleeva-Jivkov çiftinin, annesine çeken, babasının medar-ı iftiharı olup tahtına oturması beklenen ilk vârisi Lüdmila, sahip olduğu sınırsız imkânlardan dolayı halk arasında “prenses” diye anılır; hatta “printseska/prenses” adlı kıymalı sandviçlere şaka yollu “Lüdmilka/Lüdmila’cık” denirdi.

Ne ki, Lüdmila, beklenen çariçe tahtına oturmadan, 21 Temmuz 1981’de, 39 yaşını doldurmadan beş gün önce, güya bir ur yüzünden geçirdiği beyin kanamasından; fakat ne hikmetse tıpkı daha önce “SSCB ile olan dostluğumuz, bize, her canlı varlığa gerekli olan güneş ve hava kadar gereklidir!” safsatasından cayıp, Kremlin dönüşünde esrarengiz bir şekilde hayatını yitiren Makedon asıllı eski Devlet Başkanı ve azılı Türk düşmanı Georgi Dimitrov (1882-1949) gibi anîden öldü.

Bu, artık Sovyet aboneliğini iptal etme sırası geldiğine inanan tüm başına buyrukların hazin sonu olduğu için 70’lik babası (Jivkov) hiç şaşırmadı, sarsılmadı ve yıkılmadı. Aksine, sıkı takipçisi olduğu Dimitrov (her zararlı alışkanlığın bedeli önenir) örneğinden ders almadan, Kremlin’e bağlılığını sürdürdü. Lâkin 1989 olayları patlak verdiğinde, yukarıda görüldüğü üzere, 40 yılı aşkın körü körüne bağlılığı, hiçbir işe yaramadı: Gorbaçov “abisi”, zamanın Dışişleri Bakanı Mladenov vasıtasıyla derhâl istifasını istedi. Oysa silikleşmiş, kişiliksiz zorba Jivkov mazide (1963 ve 1973) Sovyet yönetimine Bulgaristan’ın SSCB’ye bağlanmasını teklif edecek kadar ileri gitmişti (hoş, her ne kadar 93 Harbinden beri Rusya’nın uydusu konumundaki Bulgaristan fiilen zaten SSCB’nin tartışmasız on altıncı cumhuriyeti idi ise de, uluslar arası topluluktan gelebilecek tepkileri göz önünde bulunduran Rusya, pişip ağzına düşen bu cazip armut önerisini -eminim, salyaları akarak- reddetmek zorunda kalmıştı!).

27 Şubat 1933’te Alman Meclisi Reichstag’ı kundaklamakla suçlanıp Jivkov’un kızı Lüdmila Jivkova (1942-1981).

tutuklanan ve yargılandıktan sonra aklanıp -Bulgar hükûmeti kendisini Onun, Hindistan’ın kadın Başbakanı İndira

ülkeye sokmadığından- Sovyet pasaportuyla ödüllendirilen Makedon Ganhdi ile sıkı ahbaplığı sayesinde Hindistan’da

asıllı Türk düşmanı Georgi Dimitrov (1882-1949). Yaşamı, Türkleri bir manastır satın aldığını yeni yeni öğrenen

Bulgaristan’dan kovma, kovamadıklarını da eritme politikası üzerine Bulgar halkı hâlâ bu haberin şokunun etkisinde.

kurulu olan bu zatın Moskova yakınlarındaki Barviha’da meydana

gelen ölümü, yine kurtarıcı hamîsi tarafından tayin edildi.

BKP yöneticilerinin sağlık sorunları tabu olduğundan, Lüdmila’nın ölümünü, ailece zamanın Çekoslovakya’sından dönüş yolundaki trende duyduğumuzda, kulaklarımıza inanamamıştık!

Resmî açıklamalara göre, Lüdmila, devlet başkanının Borovets’teki en önemli konutlarından biri olan (yazar Petır Hristozov’a göre, 12 yıl sonra Devlet Başkanı Jelyo Jelev’in büyük kızının canına kıydığı) Boyana villâsında yaptığı tatil sırasında “vefat” etmişti (bu esrarengiz “vefat”, bilâhare papa olayına karışıp DS elemanlarınca gizlice zehirlenen ve Türkiye’ye iade edildikten on gün sonra hapiste Hakk’ın rahmetine kavuşan Bekir Çelenk’in apansız “vefat”ını nasıl da çağrıştıracaktı!).

Hâlbuki “büyük ağabey” Rusya’nın nazarında Lüdmila’nın “günahı”, Bulgarların Slav kökeninden ziyade, Trakya ve eski Türk kültürüyle yoğurdukları yönünde desteklediği yoğun araştırmalardı.

Belki Sovyet tehdidi, belki de Bulgaristan’ın en ünlü kâhinlerinden Vanga nine ile olan yakın ilişkileri dolayısıyla yakın sonu kendisine malûm olmuş olacak ki, Lüdmila sıkça, “Beni bir ateş gibi düşünün!” diye tekrarlar; her fırsatta “Bulgar ekininin merkezinin Sofya olmayıp, Pliska (15) olduğunu” vurgulardı.

Ölümünden sonra “kör ölünce badem gözlü olur” misali, BKP tarafından başarıları abartıldıkça abartıldı; ancak girişimlerini sahiplenen çıkmadığı için yarım kalan çalışmaları nisyana uğra(tıl)dı.

Lüdmila iki çocuk sahibiydi. İlk kocası Lübomir Stoyçev’den olan kızı Evgeniya Jivkova, annesinin soyadını yeğledi. Nam-ı diğer “vurguncu Jeni”, günümüz Bulgaristan’ın tanınmış modacılarından biri olup, en ünlü defilesinde, kızıl dedesine yaraşan bir torun olarak, gelini kırmızıya bürümesiyle dikkatleri çekti; ardından da Bulgar Sosyalist Partisi’nin kurduğu “Bulgaristan için Koalisyon”da milletvekili seçildi. Böylelikle, Jivkov “hanedan”ı, Bulgaristan’ın geçmişini mahvettiği yetmezmişçesine, ülkenin geleceğini de ipotek altına almaya soyundu.

Lüdmila’nın ikinci kocası gazeteci İvan Slavkov’dan olan oğlu Todor Slavkov’un yegâne “payesi”, Bulgaristan’a uğursuz gelen bir ailenin 3. kuşak “şaheseri” olmasıydı. Kendisine verilen isimle beraber, dedesinin “zekâ”sını miras aldığı söylenebilir. “Tescilli” bir ırz düşmanı olması da cabası!

Hosteslik yapan 25 yaşındaki ilk eşi Svetla Marinova’yı Bulgar Hava Yolları Balkan’ın Bratislava uçuşu sırasında geçirdiği uçak kazasında kaybeden babası (Todor Slavkov’un) İvan ise, Lüdmila ile yaptığı ikinci evliliği sayesinde yıllarca BT (Bulgar Televizyonu) genel müdürlüğünü ve ailenin tükenmeyen banka hesaplarını -gerçek ve mecazî anlamda- yürüttü. Yedi, içti, sigaralarını dolarlarla yaktı ve tıpkı kayınçosu Vladimir Jivkov gibi gününü gün etti. Karısının sağlığında fiilen spordan sorumlu devlet bakanı pozisyonunu işgal ettiyse de, damat sıfatı haricinde bir özelliğe sahip olmadığından, tahtın veliahtsız kalmasının hemen akabinde genel müdürlük koltuğu devrildi.

Şüphesiz zamanında kendisi bu “irtifa kaybı”na çok içerlediğiyse de, böylece “hanedan”ın hortum suçlamalarından (1990) erkenden sıyrılabildi. Lâkin bu kez, kendi dalaverelerinden dolayı başı belâya girdi: Silâh kaçakçılığından yargılandı, pasaportu elinden alındı, yurt dışına çıkma yasağı kondu; yine de olağanüstü imkân ve kâr sağlayan siyasetten uzak kalamadı. Uzun sözün kısası, milletçe yakından tanıma şansızlığına sahip olduğumuz ve 2001’de sahtekârlık-dolandırıcılık- yolsuzluktan yargılanan eski İtalyan Başbakanı Silvio Berusconi (Forza İtalia) benzeri, “İleri Bulgaristan” isminde bir parti kurdu ise de, %4’lük barajı aşıp parlamentoya girmeyi başaramadı.

2003’te Bulgaristan’ın gerçek tarihinin yeniden irdelenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Nikola Georgiev (16), Slavkov’un “hanedan”a giriş şemasını tek cümleyle betimledi: “Baba devleti, kız kültürü, damat sporu yönetir.”

Todor Jivkov’un oğlu, Lüdmila Jivkova’nın kardeşi, İvan Slavkov’un kayınbiraderi, Evgeniya Jivkova’nın dayısı olup “hanedan” zincirinin bir sonraki halkasını teşkil eden “baba vasatlığı”ndaki 2. kuşak “prens”i Vladimir Jivkov ise, veliahtlık kapasitesine ulaşamayan, hesapsız miktarda halk parası tüketen, dur durak bilmeyen şımarık ve hovarda bir serseriydi. O derecede ki, 1987’lerde Amerika Birleşik Devletleri’nin Sofya’daki elçilik binasının ablukaya alınmasına vesile oldu. Meğer Amerikan yetkilileri, elçiliğin tanıtım vitrinine “prens”in ünlü pop-şarkıcısı Rositsa Kirilova ile Havailer’de çekilen tatil resimlerini sergilemişlerdi ve doğal olarak, “emperyalistlerin bu kınanası hareketi, muhterem Bulgar halkından gizlemeli” idi!…

Hulâsa, devlete ait yasa dışı konut (apartman) satışı vurgunlarından dolayı dava edilen kayınpeder Todor Jivkov, silâh kaçakçılığından yargılanan damat İvan Slavkov, grup tecavüzü yüzünden mahkemeyi boylayan erkek torun Todor Slavkov, adı “iç çamaşırı vurgunculuğu”na karışan kız torun Jeni Jivkova ve Don Juan (Giovanni)’ı kıskandırabilecek mahiyette oğul Vladimir Jivkov!…

İşte bu meşum aileden kurtulabilmek için kocasından boşanıp, çareyi ta Amerika’lara kaçmakta bulan gelin Marusya Mirçevska’yı takdirle karşılamalı! Kendisi birkaç yıldır Vladimir’den olma oğluyla birlikte Los Angeles’te ikamet edip, senaryo yazarlığı ve sinema yapımcılığıyla uğraşmakta.

Dedesinin ismini (Todor) taşıyan bu oğlanın -tıpkı Evgeniya Jivkova’nın Andrey Stefanov’dan olma kızları Lüdmila ile Andrea gibi- yaşından dolayı henüz adliyede bir sabıka kaydı olmasa gerek.

“Biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar.” Yarım asrı aşkın tepesine çöküp çöreklenen bu “yılan yuvası”ndan bir türlü kurtulmayı başaramayan Bulgar halkına ise fıkralarla avunmak kalır.

Günün birinde Vladko babasının huzuruna çıkar: “Baba, beni Okyanuslar Bakanı yap!”

Baba bu tuhaf isteği şaşkınlıkla karşılar: “Ama oğlum, Bulgaristan’da okyanus yok ki!”

Vladko itiraz eder: “Ama baba, ablamı Kültür Bakanı yapmıştın! Bulgaristan’da kültür mü var?!”

Geriye bakış

“Rumeli” deyince akla yalnızca hüzün gelir. Hele Osmanlı’dan sonra açık hava hapishanesi statüsüne bürünüp, ileride komünistlerin eline düşen o Bulgaristan”! Gün yok ki, Türkün acı gözyaşlarını yüreğine akıtmış olmasın!…

Çeken bilir. Oraları 25 yılda adım adım gezen gazeteci ve aynı zamanda Türklük gazisi Ahmet Şerif Şerefli (17)’nin de anlatımıyla:

“Todor Jivkov çok kurnaz ve azılı bir Türk düşmanıydı. Kelepçeleri elimize, ağzımıza değil; beynimize vurmak istedi. Ve bizi küçük düşürmekle başladı eritme savaşına. Sadece evimizi değil, millî varlığımızı yakıp yaslamayı koymuştu aklına…

Bizlere hep manevî yaralar açtı, ulusal varlığımızı yıkmak için çalıştı…

Daha 1946’da okulları devletleştirdi. Eğitimin şahdamarını kesti. Ekmek ve bıçak Komünist Partisi’nin elindeydi artık. Kamçı da…

Orta Çağ diktatörleri, Hitler kölelerini fiziksel olarak imha ediyordu. Katil Jivkov buna gitmedi. O bizleri zaten manen öldürmek istiyordu. Köleliğimiz gerekliydi Bulgara. Sabana öküz gibi koşarak tarlasını sürmek istedi. Eşekler gibi su dolaplarını döndürttü. Köpekler gibi kapıda mal varlığını bekletti, ‘Hav-Hav!’ diye ürdürttü. Bizler bu ülkenin kanalcısı, çöpçüsü, inşaatçısıydık.

Yükselttiği her fabrikada, mesken binasında bizim emeğimizin nurudur yanan. Bizi hem kamçıladı, hem bizlere türkü söyletti, hem de göbek attırdı. Hele son 45 senede Türk azınlığının kanını şarap, terini rakı niyetine içti. Ürettiklerimizle midesini doldurdu. Orduyu işe koşarak bir ay gibi bir zaman zarfında hepimize Bulgar adı verdi. Bu kadarını ancak bir katil yapabilir…

İnsana, dili, dini, vatanı için ölmekten daha yüce bir ölüm yoktur…

Bulgaristan’da Türk azınlığı olarak yaşamanın ne cehennem olduğunu gelin bana sorun. Göğsümü açın da görün veya şu kitabımı okuyun da anlayın…”

Ömrü boyunca efendisinin (SSCB) “dört ayaklı sadık dostu” gibi yaşayan kasap Jivkov, 1998’de, 87 yaşını doldurmasına bir ay kala, tıpkı efendisi gibi -halkı tarafından istenmeyen bir hilkat garibesi olarak- ruhunu Mevlâ’ya teslim etti. 7 Ağustos 1998 tarihli Cumhuriyet Gazetesi bu hayırlı olayı ilginç bir başlıkla duyurdu: “Asimilasyoncu Komünist Öldü”. Şükürler olsun ki, Bulgaristan Türklerinin acılarla örülü sözde “göç” süreciyle tamamlanan 1984-1989 soykırımı, yeni bir Balkan trajedisi (savaş) vuku bulmadan, bu haddini bilmezin ölümüyle sona erdi!

Geriye bakıldığında, onun o melun kızıl faşist yönetimini Hristo Hristov (18)’un şu deyişiyle özetlemek mümkün: “Bulgar adaletinin günümüze dek kapatma gücünü bulamadığı tarihimizin (en) korkunç sayfasıdır!”

Ne yazık ki, Bulgaristan Türklüğüne bu sayfanın en kara yerini yaşamak düştü!…

________

(1) İslâmlıkta “sünnet ehli” denilen dört mezhepten biri ve bu mezhepten olanlar. S.K.

(2) Mülkiyeli gazeteci, siyaset adamı, eleştirmen, çevirmen (1875-1957).

(3) Kongre ayrıntıları için bkz.: Bilâl N. Şimşir, “Bulgaristan Türkleri (1878-1985)”, Bilgi Yayınevi, 1986.

(4) Bkz.: Emekli Büyükelçi, Yazar Ömer E. Lütem, Tarihsel Süreç İçinde Bulgaristan Türklerinin Hakları”, “Balkan Türkleri/Balkanlar’daki Türk Varlığı”, derleyen: Erhan Türbedar, ASAM, Ankara 2003.

(5) Osman Kılıç, “Kader Kurbanı”, Kültür Bakanlığı, Ankara 1989.

Türk Dünyasını karartan komünizm belâsına ilişkin bkz.: Semra Kanat, “Serhat Boylarındaki Türklerin Bitmeyen Çilesi”, TDAV Tarih Dergisi, Haziran 2006 (http://www.geocities.com/kanatsemra3/y42); Semra Kanat, “Sahipsiz Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı”, TDAV Tarih Dergisi, Ağustos 2006 (http://www.geocities.com/kanatsemra3/y44); Semra Kanat, “Kanlı Ocak”, TDAV Tarih Dergisi, Nisan 2005 (http://www.geocities.com/kanatsemra2/y26). Ayrıca: Nabican Bakiev, “Enver Paşa’nın Vasiyeti”, Özbekçeden Türkiye Türkçesine aktaran: Çağatay Koçar, Doğu Kütüphanesi Yayınevi, İstanbul 2006.

(6) Anadolu Ajansı, 18 Mart 2002. “Geçmişten Günümüze Bulgaristan Türkleri”, Doç. Dr. Ömer Turan, “Balkan Türkleri/Balkanlar’daki Türk Varlığı”, derleyen: Erhan Türbedar, ASAM, Ankara 2003, s. 28.

(7) Batı Trakya Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile, İngilizlerin “Çöl Kaplanı” diye adlandırdıkları Fahrettin Paşa (ki kendisi şimdiki Bulgaristan topraklarında doğup, 93 Harbi sonrasında ailesiyle İstanbul’a göç eden Türklerdendir)’nın Medine Müdafaasını ele alan Araştırmacı-Yazar İsmet Bozdağ’ın, Bulgar, Rum ve Yunanlıları yöneten aşağılık duygularını ve her fırsatta bunun doğru olmadığını kendilerine ispatlamak için hamamda şakımaları hk. bkz.: İsmet Bozdağ, “Osmanlı’nın Son Kahramanları”, Emre Yayınları, İstanbul 2006.

Yeniçağ Gazetesi köşe yazarlarından Hasan Demir de, 6 Ekim 2007 tarihli “Herkesin Türk’le Bir Meselesi Var” konulu yazısında, şu gerçeklere değinir: “Herkesin Türk’le bir meselesi var. Türk olduğu için var. Müslüman olduğu için var. Attilla’dan Osmanlı’ya, kuyruk acısı olduğu için var. Millî Mücadele ile emperyalizmi denize döktüğü yani bir milletin en zor şartlarda bile, isterse, sömürgeci bileği bükebileceği ve emperyalist kafayı ezebileceğini ispat ettiği için var. Eşyanın tabiatı gereği, yani, tarih bir kültürler ve milletler mücadelesi olduğu için, dolayısıyla her milletin Türk milleti ile bir rekabeti, bir meselesi olduğu için vardır.” (http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=890).

(8) “Bulgaristan Türklerinin Son Soykırımının 15. Yıl Dönümü” anısına hazırlayıp, bu sekiz ahlâksızın sonunu nükteli bir dille kaleme aldığım derlemenin 17. Bölümü (http://www.geocities.com/kanatsemra2/y25.htm). S.K.

(9) Bkz.: Tercüman Gazetesi, “Pazar Sohbetleri”, 14 Haziran 1989. Dr. Agâh Oktay Güner’in söz konusu makalesi, ayrıca “İnsan ve Siyaset” (Türkiye Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Vakfı Yayınları, İstanbul 1991) adlı kitabında da yer almaktadır.

(10) Türk kökenli olup, günümüz Müslüman Kazan Volga (İdil) Bulgarları ile akraba olan Asparuh Bulgarlarının yaşamakta olduğu Kuzey-Doğu Bulgaristan’dan farklı, Batı ile Güney-Batı Bulgaristan kökenlilerden gelme daha cahil Makedon asıllı. Bkz.: Semra Kanat, “Bulgaristan’ın Kuruluş Yıl Dönümü ile Bulgar Millî Bayramı ve Türkler”, TDAV Tarih Dergisi, Kasım 2001 (http://www.geocities.com/kanatsemra/yazi/y2.htm).

(11) Hıristiyan Çingene (Bulg.).

(12) Bkz.: Ali Dayıoğlu, “Toplama Kampından Meclis’e/Bulgaristan’da Türk ve Müslüman Azınlığı”, İletişim Yayınları, 2005.

(13) Boris Pavlov (iletişim adresi: democracy@mbox.digsys.bg)’un, Lüben Kırciev’in Belene sürgününü anlattığı 21.8.2001 tarihli yazısında, “Belene, dünya üzerindeki cehennemdir. Bizlere kargalara ateş edercesine ateş ediyorlardı. Çünkü onlar için insan hayatının hiçbir önemi yoktu.” diye belirtir.

Belene adındaki “dipsiz kuyu”, oradan sağ kurtulan Bulgar Vasil Lilov Kazaski’ye göre, “yılan, çıyan dolu bataklık bir adaydı. Komünistler, muhaliflerini ve Türkleri oraya sürüp yok ediyorlardı. Açlık, çıplaklık ve dayaktan öldürdükleri insanların araba araba cesetlerini domuzlara yediriyorlardı. Buz kütleli sular Belene’yi basıp domuzlar sürüklenince insanlar domuzlara yem olmaktan kurtuldu. Fakat bu sefer öldürülen insanlar Tuna’ya atılmaya başlandı. ‘Dışarıdan ne kadar mahkûm gelirse, o kadar mahkûm öldürülecek’ emri gereği 110.000 kişi öldürüldü.” Bkz.: Vasil Lilov Kazaski, “Ölüm Kampı Belene”, çeviren: Osman Ertürk, Sisav Yayınları, İstanbul 1984.

(14) Bkz.: “Geçmişten Günümüze Bulgaristan Türkleri”, Doç. Dr. Ömer Turan, “Balkan Türkleri/Balkanlar’daki Türk Varlığı”, derleyen: Erhan Türbedar, ASAM, Ankara 2003, s. 27.

(15) Bulgar devletinin ilk başkenti Pliska’dır. Bkz.: Semra Kanat, “Geçmişin Peşinde”, TDAV Tarih Dergisi, Şubat 2007 (http://www.geocities.com/kanatsemra3/y50).

(16) Prof. Nikola Georgiev, “Nova Kniga Za Bılgarskiya Narod/Bulgar Halkı İçin Yeni Kitap”, Eİ “Liter Net”, Varna 2003. Kitabın Bulgarcası sanal ortamda da mevcut (http://liternet.bg/publish/ngeorgiev/nova/index.html).

(17) Ahmet Şerif Şerefli, “Türk Doğduk, Türk Öldük”, Kültür Bakanlığı, Ankara 1990.

(18) Hristo Hristov, 1967 Etropole doğumlu ödüllü Bulgar gazetecisi, belgesel yazarı, şair. Uzmanlığını, İngiliz Gardian Gazetesi (2002) ile, Amerikan Uluslararası Gazeteciler Merkezi (International Center for Journalists, Washington, 2004)’nde alır. Eski komünist rejimine dair araştırmaları son derece ilgi çekici olup, aynı zamanda söz konusu dönemde özellikle Türklere karşı işlenen insanlık suçlarına ışık tutmaktadır.

 

 
  balkonoloji-niyazi akkılıç
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  niyaziye göre zaman tamamdır.
  Reklam
  ATATÜRK SÖZLERİ
Bugün Kurban Bayramı, kurbanlar kesilecek sevap niyetiyle etler dağıtılacak herkese. Yürekler bir olacak gönüllere kilitlenecek. Gökler rahmet bereketiyle yağmurlar boşaltacak yeryüzüne. Bugün hepimizin yüreği şenlenip bayram sevinciyle coşacak. Hepimizin Kurban Bayramı kutlu olsun. İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy

www.htmlmekani.tr.gg
FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR VİJDANI HÜR ,BİREYLER OLMALIYIZ. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK AKLIN VE BİLİMİN ÖNCÜLÜGÜNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ÇAGDAŞ UYGARLIK DÜZEYİ ÜZERİNDE OLMASI VE GELİŞMESİDİR. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ULUSLARA EGEMENLİK -FERTLERE ÖZGÜRLÜK! BALKANOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ ÇAGRI BALKANOLOJİ Merkezinin ilk kurma kararını toplantısı25 Mayıs1988 yılı Toplantı yeri Kartagümrük/Fatih-İstanbul Adesinde kararlaştırılarak Balkanlarda Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Dernegi olarak kurulmuştu.Lakin Dernek Üc yıl sonra 1991 yılında maddi olanaksızlıklar Tarafından kapandı. Bu duruma meydan vermemek için ve Balkanlardaki Kültür, Dil, Mimari Tarih EGİTİM, Edebiyat ve Sanat kıyımına tahamül edemeyen sayın NİYAZİ AKKILIÇ-İSTANBUL/Gaziosmanpaşa Merkezinde ÖZEL kurduğu, BALKANOLOJİ ARAŞTIRMALARI Merkezi Salih paşa caddesiN.14. adresinde Altaylardan Tunaya Darneginin catısı altındadır.Kurucular ve üye. 1.-NİYAZİ AKKILIÇ Başkan Emekli Memur. 2.İDRİZ KAHRAMAN Başkan Yardımcısı Gazeteci ve Emekli. 3.MELEK TABAK ALTAY TUNA Dernegi Sekreteri 4.NİZAMİ ALPER AKKILIÇ Kurucu üye-öğrençi. 5.HÜSNÜ ZAKİR-ÖĞRETMEN Kurucu üye Bulgaristan BALKANOLOJİNİN BAŞLIÇA AMACI Niyazi Akkılıçın 40 yı boyunça topladığı 600 yıllık eski kitaplar, belgeleri, süreli yayınlardaki Balkan haberleri, belgeleri, resimleri korumak Mimari Türk-İslam İzlerini ve Mirasımızı araştırmak ve Tanıtmak ENVANTERİNİ VE Arşivini düzenlemek, kültürel eserlerimizi itinalı bir şekilde deizmek, restore ettirmek, Araştırmacıları, Uzmanların hızmetine sunmak, Katoloklar ve kitaplar hazırlamak Radyo ve Televizyon gazete ve Dergi, gibi duysal görsel, yazısal, yayın araçları ile ülke ve BalkaN Türk Dünyasının Tarihi kültürel sanat varlığını DİĞER Ülkelere ve Dış Dünyamıza tanıtmak için Sergiler, Paneller, Konferanslar düzenlemek ve İnsanların Dikkatine Hızmet ve tanıtımına sunmaktır.BU NEDENLE tarihimizdenen bu ğüne kadar Balkan Ülkelerinden Anavatan Türkiyemize Göç ETMİŞ Bulunan Balkan-Rummeli Göçmen Vatandaşı Türk ve Müslüman vatandaşlarımızın ellerindeki kültürel Tarihi BİLGİLERİ-Resimleri,tapu, evlilik, gazete- matbuat,broşür,kitap, vesika gazete, dergi, okul şahadetnamesi v.s. herne varsa bildirmeleri içi ÇAGRIDA BULUNMAKTAYIZ. Bu Çagrı aynen Balkanlarda yaşayan Türk ve Müslüman kardeşlerimiz içinde geçerli olup gereken ilgiyi Balkanoloji Araştırmaları Merkezine göstermelerini beklemekteyiz.Bu Çagrı Balkanlarda zor kalan Türkçemizin ve Tüm ECDADIMIZIN, SİZLERE HİTABEN KUTSAL ÇAGRISIDIR. Bu Çagrı ecdat yadiğarı yıkılan, yakılan,kırılan, yok olan, ayni zamanda ayakta dimdik kalmayı saglayan ben varım diyen Camilerimiz, Mescitlerimiz, Saat KULELERİMİZ, Çeşmelerimiz, Tarihi Türk evleri, konakları, Sarayları, köşkleri, pınarları, hastaneleri, demiryoları istasyonları, kütüphaneleri, Çiftlikleri, v.s. her adım başı Türklük kokan Tarihi kültür sanat eserlerimizin tanıtım ve araştırılmadsı için Han Vhamamlarımız, dag, tepe, bag, bahçe, tarlalarımız, okul ve Dükkanlar, arölyeler, işlikler, fabrikalar Osmanlıda bvu ğüne kadar her nr varsa hepsinin bildirilmesi için bu merkeze baş vurmanızı ve irtibata geçmenizi bekleriz. niyaziakkilic@hotmail.com http./balkanolojicom.tr.gg../ Tel.+905357910694 Veya Altay Tuna Göç Dernegi-Balkanoloji Araştırma Merkezibaşkanlığı. Salihpaşa cad.N.14/K.5.. Berec-Gaziosmanpaşa/İstanbul. Adresine bekleriz. Güzel Anadolumuzda hür ve Müsatakil /bagımsız/ yaşamak için Balkanları-Rumelliyi unutamayız. Rumeliyi –Balkanları unutmak Kendimizi inkara çalışmaktır.Bizler kültür hazinesinin bireyleri olarak, Ulusumuzun gencinden yaşlısına kadar, memur, köylü, işçi, şair, yazar, Cumhurbaşkanından Başbakanına kadar Millet vekilleri, gazeteci, televizyoncu, yayıncı, üniversite öğretim üyeleri, Bakanlarımız ve Bilim adamlarımız Aydınlarımız ve öğretmenlerimize kadar dernekçilerimize yedisinden yetmişine kadar hepimize BÜTÜN Balkan kökenli ve Anadolu olan hepimize çandan yalvarıyoruz ve çağrıyoruz. Geliniz Balkanolojide3 Buluşalım.Sizler bizlere sahip çıkarsanız bizlerde dünya durdukça yaşamaya devam edeçegiz.BNoşuna öşmedi bu kadar insan. Boş yere akmadı oluk oluk kan. Kalk artık ulusum. Kalk artık uya. Yalvarıyoruz. Yalvaruyoruz. Sözde sizlerin sazda sizlerin. Madi ve Manevi yardemlarınızı bekleyoruz.Çünkü bizleri BNalkanlarda Binlerce köy, şehir samanlıklarında, tavanlarında, sandık köşelerindeki, hatta kömürlüklerdeki çöplüklerdeki onları ateşlerden topşlayarak farelerin kemirmesinden, örümçek aglarıdan kurtararak 10 BİNLERCE VE 100BİNLERCE DOLAYINI BULABILECEK KÜLTÜR TARİH İNÇİSİNİ İstanbul ilinin Gaziosmanpaşa ilçesinin Salih paşa Sokagı N.14. K.5. Berec ADRESİNE Balkanoloji Araştırmaları Balkan Türklerinin abide Şahsiyeti sayın Araştırmacı BaşkanNİYAZİ AKKILIÇ Beye göndermenizi bekler candan teşekür etmeyide bir borc biliriz. Unutma ve şu mısralarıda hatırlayalım. Boşuna akmadı bunça kan Boşuna ölmedi bu kadar insan, Boş yere akmadı oluk oluk kan. Kalk artık ulusum , kalk arttık uyan. Balkanoloji başkanı Niyazi AKKILIÇ DİYORKİ,Balkanlardaki Türk Kültürünü varlığını araştırmak, bulmak, tanıtmakl, yaymak ve yaşatmak her Türkün en Kutsal görevidir. Eger Milletleri bir ulu Meşe AGACINA BENZETİRSEK BU AGAÇ MUHTAC OLDUĞU NEMİ GEÇMİŞTEN ALIR VE O SAYEDE İSTİKBALE/GELECEGE/ KÖK SALAR.Atalarımızın bıraktığı Tarihi Kültürel eserler Gelecegimizin en büyük teminatıdır.. /güvencesidir/Onları yok olmaktan kurtarmak bizim birinci görevimizdir. İşte bunun Çagrısını AnaDOLU Türküne ve Balkan Türklerine içtenlikle yaparak bu göreve bir nebze olsun yardımlarını beklemekteyiz. Saygı ve selamlarımızla Balkanoloji Araştırma Merkezi başkanı Niyazi Akkılıç-İstanbul. İrtiat. niyaziakkilic@hotmail.com. http./balkanolojicom.tr.gg./ http/hurbalkancom.tr.gg./ Tel.+905357910694. Salihpaşa cad.N.14. Gaziosmanpaşa/İSTANBUL. HÜRMET VE SAGI DOLU SELAMLARIMIZLA. Balkan Türklerini catımıza haberlerini ve desteklerini bekleyoruz. BALKANOLOJİ BAŞKANI-Niyazi Akkılıç-istanbul.
  TÜRK TARİHİNDE ÜÇ ATA
OĞUZ ATA ,KORKUT ATA KEMAL ATA 1:OĞUZ ATANIN İLİ BİZİM ORTAK İLİMİZ. 2:KORKUT ATANIN DİLİ ,BİZİM ORTAK İLİMİZ 3:BİZİM ORTAK YOLUMUZ
Osmanlıda Giyinim

sitene ekle

Myspace Graphics
  DELİORMAN TÜRKLERİNE
BALKAN TÜRK VARLIGINA DOGRU YOLU GÖSTERECEK ÇOBAN YILDIZIBİR ÜMİD VEİMAN GÜNEŞİ HALİNDE DOĞARAK YÜKSELMİŞTİR.DELİORMAN TÜRKLERİ İÇİN TEKYOL DEMOKRASİDİR-ZAFERDİR-ADALETİR.BU ZAFER ÖZGÜRLÜĞÜN TEK YOLUDUR.KABUL ETMELİYİZ.
NİYAZİ AKKILIÇ

BALKONOLOJİ ARAŞTIRMASINDAN ÖZETLER
BULGARİSTANDA TÜRKLÜK MÜÇADELESİ
Balkanoloji araştırma merkezi başkanlığı olarak özetlemek istersek,Altaylardan Tunaya
Göçmenler Dernegi ve onun rehberliğinde yörütülen Balkan dil, kültür, Tarih, Mimari Egitim, Edebiyat v.s. Araştırmalarımız Balkanoloji Araştırma Merkezi adı altında Başkan
Niyazi Akkılıç yönetiminde Balkan-RumelliTürk kültür varlıklarının Mirasını araştırmak ve tanıtmak plan ve projeli uygulamalarlan arşiv ve Eanvanterini çıkarıp Balkan Türklerine sunabilmektir. Başlıçada genel amacımız bu yönde yapılan çalışmalardır.
Balkanoloji Merkezinin bu yönde yürüttüğü araştırma ve çalışmaları destekleyen Ana DOLU Türkleri VE Balkanlardaki TÜRKLER VE Göç etmiş bulunan Balkanlı aydınlarımızın bu konuda BALKANOLOJİ olarak açık ve net olarak her Türkün – her bir AYDIN KİŞİNİN öğretim üyesi veya gazeteci – Tarihçi kim neler Balkanlar ile ilgili neler bilirseler, bize fikir ve düşünçelerini hiç sakınmadan bildirmelerini içabında kendi özel fikir ve düşünçelerinide sunarak katkı ve desteklerini ve bizimle birlikte yer almalarını bir Balkanlı Türkü olarak beklemekteyiz. Emai,l. niyaziakkilic@hotmail.com. http./balkanolojicom.tr.gg./ http./hurbalkancom.tr.gg../ +905357910694 olarak arayabilir ve iletişim kurabiliriz.Muhterem Balkanlı Türkleri-Bizler yani atalarımız Balkanlara-Anadoludan gelen ve göç eden yürük Türkmen Türkleridir.
Balkanolojinin başlıça genel amacıda önçelikle Balkanlardan Anavatan Türkiyemize göç gelmiş olan Balkan Türklerinle ve Oralarda kalan akrabalarımızla balkanlı türklerlen kültürel, sosyal, Tarihsel baglarımızın derin köklerini araştırmak tanıtmak ve yaşatmak için yerliyerinde bilimsel araştırmalar yapılarak Türk kültür tarih varlığını yeninesle daha iyi tanıtmak için bunuda belirli zamanlarda bizim olan ve yüreklerimizde ve beleklerimizde halen bizim bilinen Balkanları ve oradaKİ VE YAŞAYAN ÜÇBEYLERİ VE Türklerlen ilğili bilinen bütün haber ve bilgileri, hep berabercesine, Birlik- Beraberlik- Dirlik ve Dayanışma içersinde hepberaberçe kanımız çiğerimiz olarak paylaşmaktır. Bunun için Balkanoloji araştırma merkezi sizlerden düşünçe ve fikirlerinizden bu konuda katkılarınızı ivedilikle beklemekteyiz.BULGARİSTANDAN DÜNDEN BU GÜNE YAPILAN GÖÇLE
1878-80 Yılları1,000.000. kişi aile,
1880-1912 yılları440.000kişi ailr.
1912-1951yılları154.000kişiaile.
1951-1978 yılları130.000kişi aile
1978-1990 yılları345.000 kişi aile
1990-2000ylları185.000 kişi aile
Böylece Bulgaristandan Rus-Türk harbinden sonra başlayan ve 2000 yılına kadar süren 130 yıllık bir zaman içinde Bulgaristandan 2,254. 000 Türk ailesi göç ermiştir. BU göç ailelerini ortalama 3 kişi olarak hesap etsek 6.762.000 Türk bulgaristandan göç etmiş oluyor.
Bu ğüm yapılan Araştırmalara göre Balkanlardan GELEN Türk Göçmenlerinin sayısı Anadoluda 36575 850 kişi olarak biliniyor bu rakamın 18725250 si Bulgaristan kökenli olduğu amlaşılmaktadır.Bunun için Bulgaristan ve Türkiyede secimlerde yapılan ikili anlaşmalar bu konuda büyük rolü olmaktadır. Bulgarista HÖH-nin lideri olan sn. Ahmed Doğan için bu rakamlar Bulgaristan Türkleri için Barışın VE Daletin saglanmasında Demokrasinin genel unsurlarıdır.Unutmayalım ve devamlı kalplerimizden silinmeyen AZILI KOMUNİST Rejminin Mimarı Todor Jivkof döneminde Mestanlı meydanı basan taklar ve altında ölenler sonra benkovskide küçük Türkkanın Anakuçagında öldürülmesi ve yine HAK VE ÖZGÜRLÜK MÜÇADELESİ VEREN Niyazi İbrahimin oglu StaraZagora İLİNİN Rıjena/Hamursuz / köyünde boğzlanmadını babası Müslüman Pomak Türklerinin haklarını savunup müçadele verdiğinden öldürülerek tam g göç etmeside altı ay sonraya bırakılması ve baskıda bulunması nasıl unutulur. Bu iki küçük çoçuğun ölüm sonrası Analar ve Babalarda şehit edilmedimi, Birçokları Zındanlara gönderilmedimi, SÜRGÜNLERE Balenelere gönderilmedimi. Bütün Bulgaristan Türk aydınları, gazeteci, yazarı, doktoru v,s. Baskılara tabii olmadını. Zorla isimler degişmedimi, dil- din kültür ve Türkçemiz yasaklanmadımı hangisini sayalım okadar çok yasaklar vardıki. Bütün bunlar nasıl unutulur.
Bulgarlaştırma ve soykırımı için yapılan katliamlı baskıları zulmün pençesinden kurtulmak için Binlerce Şehitimizin akan Sıçak kanları için onları yad etmek savunmak için davaya milli şuurla destek verenler BELENE SÜRGÜNÇÜLERİ VE Cezaevi mahkümları v.s. her bir tutuklu ve zulum gören Türkler ve Müslümanlar kendi milli yapılarınla ve Milliyetçi Türklük duyğularınla mücadeleler vererek örnek olmaya gayret göstermekteydiler. Türk milletine örnek olmak için Önçe Türkçemiz Dil Egitimimizin yeniden destek görmesi için Her Bulgaristan Türkünün BAŞI Göklere ERMESİNİ BEKLERKEN MAALESEF HALA DAHA TÜM Demokrasilere ve ÖZGÜRLÜKLERE RAGMEN Avrupa Ülkesi olan Bulgarista Yinede Türk okullarını önemsemediler. Türk Milletvekileri ve lider SNaHMED Doğan yine yalnız kaldı. Ataka milliyetcilerine yenilmiş oldu. OBİR GÜNEŞTİ LAKİN Bulgaristan Türklerine Sıçaklığını verip kanadı altına alamadı. BURADA Türk MİLLETİ YİNE ÖKSÜZ VE YETİM KALDI. Bulgarlaşmada dökülen ASİL Türk kanlarının tam terzisini bularak tartamadılar. BU KANI YERDE BIRAKMAMAK İÇİN BAŞTA Bulgaristan Türklerinin baskılarını ve zulmü unuturabilmek için bir nebze Türk OKULLARINI AÇARAK Türkçe egitime yön verilmemesi çok çok acıların ve zızıların nar taneçiği olarak bırakılmıştır.UYARIYORUM. sakın daha geç sayılmaz. Asla asla unutmayınız ve unutmayınızki unutulmasın tarihin mazisi hatırlasın ve özgürlük günesinin aydınlığı herkesi Demokrasi içinde ısıtabilsin.Bulgaristan bu gün Türk ve Müslüman 3750560 kişi bu olayların gerçekleşmesini beklemektedir.Ey Balkanlı Türküm dur hemen gitme. Durduğun yere hele bir bak. ŞU ANDA Balkanlardasın. Bulgaristanda geldiğin Deliorman veya Güller vadisindesin hiç fark etmez.Bu Topraklar Anavatandan koparıldıktan sonra topragın bereketinebıraktığın evine yurduna malına bahçe ve tarlanaı nasıl yitirdiğini biliyorsun. Kalmadımı BEŞPARASIZ VE HİÇ PULSUZ BULGARLARA TESLİM EDİLMEDİMİ.Arkasında kocaman bir Türk mirası ve hatırası olan bu topraklar atalarımızın alın terinle kazandığı topraklar degilmiydi. Bunun için sen hala Evladı Fatihanların bir neferisin ve evladısın. Torunusun.Unutma sen hala fatihanların topraklarındasın. Çünkü TAPULAR Ankarada HALA ARŞİVLERİMİZDE SAKLANMAKTADIR.
Şehitlerimizin ve Gazilerimizin bu topraklarda akan Sıçak kanları vardır. Bunu size milli duyğularumla anımsatıyorum. Bastığın Bulgaristan Topraklarında unutma 600 yıllık ceddinin ve atalarının müçadele şerefi şanı, emegi var. Anıları ve tarihi var olup yazılmış tarihi miras tapularımız vardır. Başını rg ve şunuda hiç unutma durduğun yere bir bak. Bir Fatiha oku. SONRA GENE DURDUĞUN YERE BAK UNUTMADAN Milli Müçadelemizi
Tanı daha fazla tarihinden bilgi almak isterseniz bizi ara niyaziakkilic@hotmail.com.
http./balkanolojicom.tr.gg../ http./hurbalkancom.tr.gg../ +905357910694. ara ve sor öğren.
Şehitlerimizin yüzüne nasıl bakacaksınız. Nerede kaldı Türklerin DOĞAL HAKLARI. Nerede kaldı Şehit Türkümün akıtılan saf temiz kanları. Bunları Bulgaristan Baş Duşmanı Jivkof yönetiminin Devamçılarına peşkeşmi çekileçektir. Yoksa ADALET YERİNE GELEÇEKMİDİR.Böyle giderse Türk ve Bulgar bie arada yaşaması zorlaşaçak gibi geliyor Buşlgaristan Türk halkına. Avrupa Birliğine girdik onlarıda ikna etmedeBulgarlar kadar zormudur. UYANIK milletvekili Türklerimiz nerede YOKSA kara para veya dalevera peşindelermi. BÖYLE BİR VAKA VARSA NASIL ÇIKARSINIZ KARANLUIIKLARDAN AYDINLIĞA. Unutma Bulgarisrand Nigboludan başlar Türk Müslüman İMTİHANLARI, vidin, PLEVEN, VARNA, ŞUNMNU, ŞİPKA KAZANLIK eskizagra, tırnava, Filibe , Burgaz, elena gibi uzar gider Türkün verdiği kahraman şehitlerinin kanı unutmayın egri işler yapmayınız. Sizlerde kafirler gibi bu kanlarda boğulma ihtimallerine sakın düşmeyiniz. Yine SULANMAsın ATATOPRAKLARI ŞEHİT KANLARINLA METİN OLUP Milletin sadık erleri olalım.şimdi Balkanoloji olarak ATATÜRKÜN SÖZLERİNLE BİTİRİYORUM.
Bizler Altaylardan Tunaya göçmen TÜRKLERİ VE ÜYELERİ Balkanoloji Araştırma çalışanları olarakta, Bulgaristanda Şehitlerimizi büyük saygıyla anıyoruz. Türk milleti ve onun çocukları olarak her zaman ACDADINI TANIDIKÇA, ONLARA SAHİP ÇIKTIKÇA YİNE BÜYÜK İŞLER YAPAÇAKTIR. Türk Medeniyetinin ufkundan doğan yeni bir güneş gibi devamlı parlayaçak ve Tarih sayfasında yine Türk ası ilebet yazılacaktır. Mustafa Kemal AtaTürk.. metini yazan ve hazırlayan . Balkanoloji kültür tarih başkanı Niyazi AKKILIÇ-İSTANBUL. SAYGI VE HÜRMETLE BALKAN Türklerinden yanıt ve destekler beklemekteyim. 9.01.2009.yılı. NİYAZİAKKILIÇ-İSTANBUL.


BALKANOLOJİ ARAŞTIRMA MERKEZİ ÇALIŞANLARI ADINA YAPTIĞIMIZ BALKAN TÜRKLERİ VE MÜSLÜMANLARININ UYGARLIĞINDAN BU ĞÜNE KADAR BALKANLARDAKİ GELENEK, GÖRENEK, ÖRF VE ADETLERİMİZ DİLİMİZ, DİNİMİZ, KÜLTÜR VE TARİHİMİZ EGİTİM VE EDEBİYATIMIZ KİMLİĞİMİZ VE VARLIĞIMIZ HER YÖNÜYLE BİLİMSEL AÇIDAN ARAŞTIRILARAK KAYITLARA GEÇMEKTEDİR. BU GÜNE KADAR BİRÇOK ÇALIŞMALARDA BULUNDUK. GENELLİKLE BULGARİSTAN DAKİ MİMARİ KÜLTÜR İZLERİMİZİN DÜNÜ VE BUĞÜNÜ 600YILLIK MİMARİMİZ ESKİ EV VE KONAKLARIMIZ V.S. OLMAK ŞARTINLA BULGARİSTANDA TÜRK YAPISI KESİN OLMAYAN BİR 3339 ADET ESER GÖSTERİLİYORDU. BUNLAR ÇOK YETERSİZ OLDUĞUDA BİLİNİYORDU SON BULGARİSTAN ÇALIŞMASINI BAGLANTISINDA GÖRÜLDÜKİ 222812 ADET ESERİMİZİN YANLIZ 168750 ADEDİ TARİHİ TÜRK KLASİK STİL YAŞADIĞIMIZ ECDAT EVLERİ ÇIKMIŞTIR.1660ADET YENİ VE ESKİ CAMİ VE MESÇİT VARDIR.YANİ UZATMAYAÇAGIM BU ESERLERİN LİSTESİ 55ADET CEDVELDE TOPLANIYOR. TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK KÜLTÜRÜ OKADAR ÇOK DERİNKİ ANLATMAYLA SON BULMAYOR. BÖYLE BÜYÜK BİR IRKIN VE FATİHİN TORUNLARI OLARAK BİZLER GEÇMİŞİMİZE SAHİP ÇIKALIM. SET ÇEKENLERİ UYARALIM VE GERÇEGİ ANLATALIM. BİRLİK, DİRİLİK, BERABERLİK DAYANIŞMA BU DÖRT SÖZÜ KEMİKLEŞTİREREK TÜRKLÜĞÜMÜZE SAHİP ÇIKALIM. NETEKİM SAYIN ERDİNÇ BEYİN SÖYLEDİKLERİ ÇOK YERLİ YERİNDE TÜRKSEK SAPINA KADAR TÜRKLÜĞÜMÜZÜ BİLELİM VE KİMŞİĞİMİZE SAHİP ÇIKALIM. SÖZ EDİLEN ERDİNÇ KARDEŞİMİZİN GİBİLERİNİN DAHA ÇOK OLMASINI DİLER BALKANOLOJİ ÇATISI ALTINDA TOPLANMAMIZI BEKLEMEKTEYİM. BÖYLE ARKADAŞLARLAN GURUR DUYMAK TÜM TÜRK MİLLETİNİN HAKI OLMASINI İSTERİM ENDERİN SELAM VE SAYGILARIMLA NİYAZİ AKKILIÇ-İSTANBUL.BALKANOLOJİ BAŞKANI.


DUYURU

BALKANOLOJİ MERKEZİ
Balkanlarda Türk Dil Kültür Tarih Araştırmaları merkezinin kuruluşunun yegane amacı bütü Balkan Ülkelerindeki gecen 600 yıllık Türk –Müslüman Kültür Medeniyetinin varlığını araştırmak ve bu ülkelerde çeşitli sebebler yaratılarak kaybolan Mimari anıtlarımızın ve kültürel güzeliğimizin yıkılması, yok edilmesi, kaybolması, yakılması ve yıktırılması gibi birçok nedenlerlen GEÇMİŞ TARİHİMİZDEN BU ĞÜNE KADAR KENDİNİ KORUYABİLMİŞ VE DİMDİK AYAKTA KALAN Mimari kültür izlerimizin ve Osmanlı
Yapıtarınıo tek tek köy ve şehir demeden araştırarak , meydana getirmek istediğimiz Balkan Mimari Eserlerinin dünü ve buğünü diye Envanterini ve arşivini çıkarıp gereğinçe düzenlemektir.Bizlere bu konuda daha ayrıntılı ve verimli çalışabilmek için, daha bilimsel çalışmalarda bulunmak ve katkı saglamak, bilği alışverişini hızlandırmak, özğür ve daha çok yaratıcı birer bireyler olarak Balkanlılara genç Araştırmacılar yetiştirmek ve böylecede ilmi ve bilimsel sonuçlar çıkararak ortaya koyabilmektir.Böylecede Balkanlardaki yıkılan köprüleri yeniden inşa etmek demek Balkan Ülkeleri halkları arasında yeniden bagları genişleterek İşbirliği ve Dostluklar kurarak, kuvvetlendirmektir.Kardeşliği güçlendirmek gayesinlede Dünyamızın ve insanlığın daha güzel olabilmesi için Evrensel mücadeleleri Dünya Barışına, Demokrasi yolunda hak ve adaletini saglamakla yeni içerikli elemanlar saglanmasında, yetiştirilmesinde düşündüğümüz amaçlardan yeganesidir.
Balkanoloji di, kültür tarih araştırma merkezinin ayrıça kısa adıda BALKANOLOJİolarak
Saptanmıştır.Bu Kuruluş 1988 yılında bir Balkanlı Osmanlı kuruluşu olarak kurularak
İstanbul-Gaziosmanpaşa ilçesinde Tüm Balkan Türklerini kapsayan bir bilimsel araştırma kuruluşu olarakTarihi Türkiyemizin İstabul kentinde nufusun önemli bir bölümü Balkan Türkleri oluşturması göze alınarakBalkanlarda Dil, Kültür, Tarih Mimari ARAŞTIRMA MERKEZİ Kordinatörü ve Araştırmacı Sn. Niyazi Akkılıç Başkanlığında kurulmuştur.
Kuruluşumuz bütü Balkan Türklerine ve Göçmen Derneklerine kapısı açık olup gerekli Balkan ülkelerinle ilğili balkan Türklerinden bildikleri bilgileri, belgeleri, eserleri ulaştırmada gayret gösteren birçok Balkan Türkleri derneklerine ve Altay Tuna Dernegi Üyelerine gönülden teşekürler eder ve mütemadiyen daha hızlı bir akışla şu iletişime yer vermelidirler. niyaziakkilic@hotmail.com. http./balkanolojicom.tr.ğğ./ +9053579106.
Adres.Salih kardeşler cadesi.N.14. Berec-Gaziosmanpaşa/İstanbul.Niyazi Akkılıç.
  EĞEMENLİK-ÖZĞÜRLÜK
ULUSLARA EGEMENLİK FERTLERE ÖZĞÜRLÜK
M.K.ATATÜRK.

BİTİRDİM ESRİMİ SİLDİM KALEMİM
NİYAZİ AKKILIÇ

DİLDE ,FİKİRDE, İŞTE BİRLİK . İ.GASPIRALI-KIRIM

BALKANLARDA TÜRK KÜLTÜR VARLIGINI ARAŞTIRMAK BULMAK ,TANITIP YAYMAK HER TÜRKÜN EN KUTSAL GÖREVİDİR.

EGER MİLLETLERİ BİR BÜYÜK MEŞE AĞAÇINA BENZETİRSEK ,BU AĞAÇ MUHTAC OLDUGU NEMİ GEÇMİŞTEN ALIR VE O SAYEDE İSTİKBALE KÖK SALAR. ATALARIMIZIN BAKTIGI TARİHİ KÜLTÜREL ESERLER ,GELECEGİMİZİN EN BÜYÜK TEMİNATIDIR.ONLARI,YOK OLMAKTAN KURTARMAK BİZİM BİRİNCİ GÖREVİMİZDİR
NİYAZİ AKKILIÇ.

TÜRKÇEMİZ

ANALARIMIZIN DİLİ ,ANADİL ,DİLLER GÜZELLİK YERİNE KILIÇTAN KESKİN ,ÇELİK TEN SERT , KAYADAN SARP,BORADAN HIZLI, İPEKTEN İNCE ,KELEPEKTEN UÇUÇU, ÇİÇEKTEN RENKLİ ,ALTINDA PARLAK , SUDAN DURU ,TÜRKÇEMİZ....
NİYAZİ AKKILIÇ

EY TÜRK EVLADI
KİM OLDUGUNU, NERELERDEN GELDİĞİNİ VE ŞİMDİ NERELERDE OLDUĞUNU HİÇ SOR GULAMA FIRSATIN OLDU MU? BAYRAGININ RENGİNİ TOPRAĞINI KOKUSUNUN KANININ ASLETİNİN FARKINDA MISIN?

Türkün sesiTürklüğün sesi olmalıdır.
TÜRKLÜĞÜN DIŞINDAKİ SES TÜRKLÜĞÜN SESİ SAYILMAZ. Yahya Kemal.


BÜYÜK ŞEYLERLERİ YANLIZ BÜYÜK MİLLETLER YAPAR.
ATATÜRK

TÜRKLÜGÜN 6 İLKESİ
1:Siyasi varlıkta birlik .
2:Dil birligi
3:Yurt birligi
4:Irk ve menşe birligi
5:Tarihi karabet.
6:Ahlaki karabet

eger bir millet büyük se kendini tanımakla daha büyük olur.(ATATÜRK)

KUŞLAR GİBİ UÇMAYI BALIKLAR GİBİ YÜZMEYİ ÖĞREN dİK FAKAT Ç BASIT BİR SANATI UNUTTUK İNSAN GİBİ YAŞAMAYI BİLİYORMUSUN BUGÜN dÜNYA dOSTLAR GÜNÜ MESAJI SEV İĞİN dOSTLARINA GÖNdER EĞER BENdE O SEVdİĞİN dOSTLARINdAN BİRİYSEM BANAdA YOLLA BUNU ARKAdAŞLARINA GÖNdER BAK KAÇ CEVAP GELECEK EĞER 7 dEN FAZLA İSE SEVİLEN BİR dOSTSUN yazar:Alper akkılıç

ALLAHNASİP EDER,ÖMRÜM VEFA EDERSE ,MUSUL-KERKÜK VE ADALARI GERİ ALACĞIM.SELANİK DE DAHİL.BATI TRAKYAYI TÜRKİYE HUDUTLARI İÇİNE KATAÇAĞIM.MUSTAFA.KEMAL. ATATÜRK.


BALKANOLOJİ KÜLTÜR BAŞKANI NİYAZİ AKKILIÇ İBRET VERİÇİ SÖZLERİ

Balkan Türkleri bilinen Bulgaristan Türkleri Büyük önder ATATÜRK Düşünçelerine ve fikirlerinden esinlenerek ve cizdiği doğru politikalarından esinlenerek Bulgaristan Türkünün akılçı politikasınla doğru istikamette ilerleyerek,DELİORMAN VE RODOPLAR – Gülvadisi – Dobruca ve Tuna boyu Türkleri tek vüçüd birleşerek,Totaliter baskıçı Todor Jivkof yönetimine SİLAH KUŞANARAK SAVAŞMADAN, Dağa çıkarak isyan etmeden, TERÖR YARATMADANM,,Bulgaristanmda Zulümçü devletine resmi ve özel işyerlerini kırıp dökmeden Türklüğe yakışır bir şekilde,Avrupa ve diğer ülkelere örnek olabileçek şekilde Medeniyetinin Milli Türklük Şuurunla Sayın Liderlerinin AHMED DOĞAN ile Türk Milli ATATÜRKÇÜ Teşkilatının uyğuladığı DEMOKRASİ varlığının ğeleçegini, Özğürlük güneşinin doğacağını,Hak ve ADALETİN, Barışın var olaçagına inanarak H.Ö.H. nin kurulmasınla Jivkofun BKP nin 45 yıllık yönetimini YIKARAK tuz ve buz etmede Türklerin yıkıçı olmayarak çaLIŞMALARI HER ZAMAN TAMAMLAYIÇI OLDUĞUNU VE Bulgaristan Türkünün ulus olarak kültür değerlerine sahip çıkarak Türk varlığının BÜTÜNLÜĞÜNÜ GÖSTERMİŞ OLARAK ÖNEMİNİ,TANITIMINI VE YERİNİ LAYIK OLARAK GÖSTERMİŞTİR. Niyazi akkılıç-Balkanoloji başkanı.



2.TÜRK DİLİ ,TÜRKÇE DEMEK TÜRK DEMEKTİR.
Ne Mutlu Türküm diyene.


3.Milletce, aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi, milli,Birlik ve Beraberlik için ,vatan için, fedakarca çalışan, serdenğeçen Alperen Mehmetçikler en kutsal duyğularlan selamlar sevği, sayğı, ile hürmetli dualarımızı balkan Türklüğü olarak içtenlikle sunarız.
4Her kahraman vatansever Bayrağının direğidir.Gönüllerde layık olmalı, her Türkün başı göklere değmelidir.Albayrağı saglam tutmak en büyük ödevimizdir.Sen Necipsin Türk MİLLETTİ BU SENİN KUTSAL VAZİFENDİR.. NİYAZİ AKKILIÇ- Balkanoloji başkanlığının sözlerinden.


5.Şehit gazilerimizin şanlı hatırı için Balkan Türkleri ve Deliorman Türkleri tüm Bulgaristan Türkleri şehit ve gazilerimize minnet ,şükran, sunarak, Dualarını kalplerinin enderinliğinden ifa etmektedirler.. Balkanoloji başkanı Niyazi akkılıç.istanbul


6.Sizler unutulmayan ruhumuzun çiçegi olan şanlı şehitlerimiz,Sizler her zaman HİLALİN ve Yıldızların cennet mekanınıda görmelisiniz. Sizler Türk Millettinin kırçiçegi ve Balkan TÜRKÜNÜN kardelanısınız ölümden korkmayan aşıklarsınız. SİZİNLE Tüm Dünya Türkleri gurur ve onur duyarak okudukları Dualarlan Fatihalarla yanınızdadır.NiyaziAkkılıç.Balkanoloji kültür başkanı – İstanbul



7.Balkanlar 600 yıl Türklük yaşadı.Bu Memleket Tarihte Türktü,Şimdiki Durumundada Türklük yasşamaktadır.Balkanlarda Türk varlığı var oldukça, Türklük ebediyen var olaçaktır.Türk toplumunun yegane dayanağıda TC NİN Dimdik ayakta var olmasıdır.
Milletim TÜRK.Vatanım Türkiye,Ülküm Türklüktür.Ulu önder ATATÜRK REHBERİMİZDİR.En büyük Türkiye Canımız kanımız sizlere feda olsun. Balkanoloji başkanı Niyazi AKKILIÇ-İstanbul. Adımız Türk ve Andımızdır.Bulgaristan ve Deliorman Türkleri olarak,Türklük adına, Vatan ve Bayrağımız adına ,Türklük ugruna Canımızı ve kanımızı hiç esirgemeden korkmadan koyarız. Balkanoloji başkanı.NİYAZİ AKKILIÇ- İstanbul.Nasıl güçlü oluruz, Bir araya gelemezisek.Nasıl sahip çıkarız geleçeğimize, Geçmişimizi bilmezisek, Biz neler anlatırız ki var olan torunlarımıza ve genç neslimize. Atalarımızı tanıyıp araştırıp anlayamazisek .Nasıl karşı koyarız zulmün zorbalıklarına.Biribirimizi tanıyıp güçümüzü bilmezisek, Gelin bir yol bulalım ,Bir olalım. Balkanlarda Türk Birliğini kuralım. Böylecede yıkılmaz bir kale olalım. Türkün GÜÇÜNÜ BİRDEFA DAHA CİHANA GÖSTERELİM. Balkanoloji başkanı NİYAZİ AKKILIÇ-İSTANBUL. Aziz Balkan Türkleri,ARTIK BU GÜNÜMÜZÜ,Geçmişimizi ve geleçeğimizi çok doğru olarak bilerek konuşalım ve düşünçelerimizi istikbalimizin aynası olmasına yardımcı olalım.Türk ğibi Diri olalım Kale olarakta ayakta olalım.
Balkanoloji kültür başkanı Niyazi akkılıç- İstanbul.

Bu memleket, Dünya'nın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna
mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne en aşağı yedibin
senelik Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin
içindeki çacuk, tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk, tabiatın
şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından korkar gibi oldu sonra
onlar alıştı. Onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Birgün o
tabiatın çocugu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu.
TÜRK oldu.
TÜRK budur;
Yıldırımdır,
Kasırgadır,
Dünya'yı aydınlatan Güneştir.
Bugün 3 ziyaretçi (9 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=