BALKAN KÜLTÜR ESERLERİ  
 
  HAT BOYLARINDAKİ TÜRKLERİN BİTMEYEN ÇİLESİ 18.11.2017 13:43 (UTC)
   
 

 

SER  

HAT BOYLARINDAKİ TÜRKLERİN BİTMEYEN ÇİLESİ

 

 

 

 

 

            

 

SEMRA KANAT

 

        “Geçmişi ne kadar çok unutursak,

      geleceği korumak o kadar zor olur.”

 

       ATATÜRK

 

 

93 Harbi felâketinin ardından, “medenî” geçinen, vahşetleri denk Avrupalıların insafına terk edilen Rumeli Türklerine ilişkin sanal ortamdaki yabancı kaynak/belgeleri tararken, Antonina Jelyazkova’nın, haftalık sanat, kültür ve edebiyat “Kultura (Ekin)” gazetesinde yayımlanan “Bulgaristan’daki Türk Azınlığının Kaderi” başlıklı, 26 Aralık 1997 tarihli makalesine rastladım. İlk bakışta bir nevi günah çıkartmayı andıran bu makaleyi müteakip, adı geçen bilim kadınının diğer çalışmalarını araştırdım.

Jelyazkova’nın en çarpıcısı demeci, “Trud” gazetesinde yer almaktaydı: “Kendi kendimize, ‘Bulgar etnik modeli olduğuna dair’ iltifat etmeyi çok severiz… Ancak bu, nüfusun büyük bir oranını oluşturan 800.000 kişiyi dışladığına -yani, biz onları görmezlikten geldiğimize- göre, öyle bir şey (model) yok. Doğal olarak, sonunda sorunlar su yüzüne çıktılar.”

 

 

 

 

 

Antonina Jelyazkova kimdir?

 

Akademisyen bir baba ile Almanca çevirmeni bir annenin kızı olarak 28 Kasım 1952’de Sofya’da dünyaya gelen Antonina Jelyazkova, 1975 Sofya “Azîz Kliment Ohridski”  Üniversitesi Doğu Dilleri Bölümü mezunudur.

Balkan ülkeleri tarihçisi (1981-1982) ve antropolog (insan bilimi uzmanı) Jelyazkova, 1983 yılında, “XV-XVIII yy. Osmanlı İmparatorluğu’nun Bazı Batı Vilâyetlerindeki Etnik-Dinî Değişimler” tezini savunur ve Moskova’yla Leningrad (Petersburg) Doğu Araştırmaları Enstitüsünde uzmanlık eğitimini alır (1986).

1987’de, Türklerin Bulgarlaştırılması anlamına gelen sözde “köküne dönüş kampanyası”na kamuoyu önünde karşı koyan Jelyazkova, Rusçuk Komitesiyle Açıklık ve Yeniden Yapılanma Destek Derneğinin kurucu üyelerinden ve 1989 sonlarında oluşan Ulusal Uzlaşma Komitesinin kurucularındandır.

1991’de BAN (Bulgar Bilimler Akademisi)’a bağlı Balkanoloji Enstitüsünde çalışan Jelyazkova, 1990-1993 yılları arasında Bulgaristan Cumhurbaşkanı Jelü Jelev’in etnik ve dinî sorunlar danışmanı; bir süreliğine de Blagoevgrad Amerikan Üniversitesi yönetim kurulu üyesidir.

Almanya Avrupa Azınlık Merkezi ile Avusturya Balkan Toplum ve Kültür Araştırma Merkezi Danışma Kurullarına katılan, Bulgaristan’la Güney-Doğu Avrupa’daki azınlıklarına ilişkin çok sayıda makale ve sunum hazırlayan Jelyazkova, Türkiye’yi ve Balkan İslâm’ını en iyi tanıyan tarihçilerden biri, Arnavut sorununu ise en iyi bilen uzmandır.

Son on yılda Balkanlar’ın sayısız sıcak noktalarında yapılan saha araştırmalarını yönetip çeşitli araştırmalara katılmış olan Jelyazkova, hâlen IMIR (Uluslar arası azınlıkları ve kültürel etkileşimleri araştırma merkezi) müdiresi görevindedir.

 

 

Bulgaristan’daki Türk Azınlığının Kaderi

 

Tam yüz yirmi yıldır (2006’da, yüz yirmi dokuz. S.K.) Bulgaristan’daki Müslümanlar Türkiye’ye göç etmekteler.

Asrın başında, 50’li yahut 90’lı yıllara bağlı olmaksızın, komşumuza yapılan sıradaki göçün akabinde, Bulgar devletiyle toplumu, âdeta onlar hiçbir zaman yokmuşçasına, âdeta onlarla iyi ve kötüyü, ortak bir yurdu hiç paylaşmamışçasına, yurttaşlarını tümüyle unutmaya eğilimliler.

- 1878-1912 yılları arasında Bulgaristan’dan 350 bin Müslüman (Türk, Pomak, Çerkez, Tatar) göç eder;

- 1913-1934 yılları arasında uluslar arası hukukî antlaşmalara istinaden, yıllık 10-12 bin kişi Bulgaristan’dan göç eder;

- 1940-1944 savaş yılları arasında 15 bin kişi civarında göç eder;

- Zorunlu kamulaştırma Bulgaristan’ı kitle hâlinde terk etmenin sinyali olup, 1950-1951 yılları arasında 155 bin civarında Türk Türkiye’ye göç eder;

- Parçalanmış ailelerin birleştirilmesine ilişkin Bulgar-Türk anlaşmasının akabinde, 1968’de 70 bini aşkın kişi Türkiye’ye gider;

- Kurtuluştan (Bulgar tabiriyle, 93 Harbi. S.K.) sonraki en büyük kitlesel göç, Türklerin sözde “köküne dönüş kampanyası”nın akabinde, 1989 yılında gerçekleşir. Bu Türklerin bir kısmı, Jivkov rejiminin yıkılışının ardından tekrar Bulgaristan’a döner, ancak 240 bini Türkiye’ye yerleşir;

- Bulgaristan’daki ağır iktisadî bunalım yüzünden, 1990-1997 yılları arasında, geçici veya turistik vizelerle Türkiye’de geçim arayan 30 ilâ 60 bin kişi ülkeyi terk eder.

Bilirkişi değerlendirmelerine göre, sadece 1989-1997 yılları arasında, yeni göçmen sayısı 400 bin kişiyi aşar.

 

Göç değil, iltica!

 

Bizim kaynaklarımıza (1) göre ise, ana vatana yılda ortalama 2.100 göçmen/mülteci gelir. Fakat asıl mühim olan, tarihte ilk kez bir Bulgar araştırmacısının, gelenlerin “göçmen” değil, filen “mülteci” olduğunu itiraf etmesidir.

Buna göre: “Göç dalgalarının, küçük istisnalar dışında, kışkırtılmış veya zorunlu göç sonucunda gerçekleştiği bilinmelidir. Uluslar arası antlaşmalara göre, Türk göç kafileleri, hemen hemen her zaman mülteci (yani, değişik sebeplerden dolayı, doğdukları yeri terk etmek zorunda kalmak) durumunda oldukları, bir gerçek.”

Araştırma şöyle devam ediyor: “Bulgaristan’ın Osmanlı yönetiminden kurtuluşunun (Yukarıda adı geçen 93 Harbi. S.K.) akabinde, Berlin Antlaşmasına uygun, Bulgaristan’a sadece Bulgar değil; az ya da çok etnik veya dinî azınlıkların yaşadığı makaslanmış (kırpık) bir alan ayrılır. 1879-1947 yılları arasında yürürlükte olan Birinci Bulgar Anayasası, Ortodoksluğu ‘hâkim din’ olarak belirler, fakat diğer dinlere de özgürlük temin eder; etnik ve dinî azınlıklara, Bulgar vatandaşlarına tanınan tüm hakları tanır.”

Ancak bu safsatanın “doğruluk” payını bir kısmınız büyüklerinden ve okuduklarından; Rumeliler ise, ne yazık ki, kendi acı tecrübelerinden bilirler! Türklere “tanındığı” iddia edilen tüm bu haklar “tanınmış” olsa idi, Rumeli’deki kırım esnasında Türklere uygulanan barbarlığa tanık, tarafsız, bundan da öte, Bulgar ve Rus yanlısı yabancı gözlemcilerin “kanlarının donduğu” ifadeleri tarih sayfalarında yer almaz ve bugün bu satırları okuyor olmazdınız.

Jelyazkova’nın araştırmasına dönecek olursak: “Türklerin büyük çoğunluğu Rus-Türk Savaşını müteakip Osmanlı vilâyetlerine göç eder (1877-1878). Daha sonra bu süreç Bulgaristan’ın yeni tarihinde de devam eder. 1887 yılında Türkler Bulgaristan nüfusunun %20’sini oluştururlar, asrın ilk çeyreğinde %12 civarındakini, 40’lı yıllara doğru %10’un altına düşerler, 50’li yıllarda ise %8,5’ini oluştururlar.

Doğdukları yerlerde (memleketlerinde) kalan Türkler, Bulgaristan’ın sürüklendiği tüm savaşlara Bulgar ordusunun bünyesinde (Bunun en bariz örneği, Balkan savaşlarıdır: Türkü Türke kırdırtmanın klâsik yöntemi! S.K.) katılıp, birçok kez devlete olan sadakatini kanıtlarlar.

Yüzyıllar boyu geleneklere ve yaşam özelliklerine gösterilen karşılıklı saygı ve ‘komşuluğa’ dayalı Hristiyanlarla Müslümanların, Türklerle Bulgarların sürdürdüğü ortak barışçıl yaşam, iyi ve düzenlidir. (2)

Manevî ve ruhsal açıdan ise bu ilişkiler, ‘Bulgar uyanışından’ günümüze dek her zaman, bazen millî kendini beğenmişliğe varan güvensizliğin, ön yargının ve bir nevi kültür ve sosyal öç almanın ağırlığını taşırlar. Böylece, bir asrı aşkın, en genel ve anlaşılır şekliyle yurttaşlık kazanıp, ‘500 yılık karanlık Türk esareti’ basmakalıbı şeklinde yorumlanabilen ağır bir millî aşağılık duygusu gündemde.”

 

“Bu bir ırk ve yok etme savaşı olmalı!...” (3)

 

93 Harbinden sonra Türklerin ve tüm Müslüman toplulukların durumu, Bulgaristan’ın taraf olduğu antlaşmalarca belirlenir. Bu antlaşmaların bir kısmına (Berlin 1878, İstanbul 1909, 1913 ile 1919 Barış Antlaşmaları ve Ankara 1925) istinaden, Bulgaristan’daki Müslüman topluluk önemli ölçüde özerklik kazanır. Manevî, idarî ve hukukî bakımdan Bulgaristan’daki Müslümanlar Başmüftülük, müftülük temsilcilikleri ve dinî mahkemelerce yönetilir. Bulgar devletinin, güya “cami bakımı ve Müslüman din adamlarının maaşlarına katkıda bulunmak için bütçesinden para ayırdığı” söylenir. Ancak gerçekte parayı veren, verdiği hâlde hiçbir konuda söz sahibi olamayan, zamanın çok zengin Rumeli Türk vakıflarıdır!...

Okullar özel olup camilere bağlıdır; ancak “devlet mecburî destek vermeyi üstlenir”. Tabiî, el koyduğu Türk vakıflarının gelirleriyle! Gene de, araştırmacının sözleriyle, bu, “etnik-kültür merkezî faaliyetlerle eğitim sistemi, Türklerin ulusal hayata katılımını engeller” ve “büyük bir çoğunluğu Bulgarca bilmediği için serbest piyasada rekabet etmekte zorlanır, ülkenin yoğun kültür süreçlerinden dışlanır, kopuktur ve topluma normal uyum sağlayacak durumda değil.”

 

İyi de, sizin gibi Pinokyolar’a sorarlar: Fiilen kendisiyle 485 yıl boyunca barış ve refah içerisinde yaşadığınız, sonradan ise yine kendi deyiminizle, “500 sene esiri kaldığınız” efendinizin size uyum sağlaması gerektiği hayalin abesliği üzerine hiç düşündünüz mü?!...

 

 

Yeni okul müfredatı: Bulgar hükûmetinin Türk çocuklarına “muhteşem armağan”ı!

 

30’lu yıllarda Türk aydınlarının arasında çağdaş Türk okullarının açılması için harekete geçilir ve Jelyazkova’ya göre, “doğal olarak, Türkiye’deki değişim ve örnekler, önderleri Mustafa Kemal Atatürk’ün çekiciliği etkisinde, yeni okullara, o ana değin Türk çocuklarının görmediği Bulgar dili, tarihle coğrafya derslerini vermek üzere Bulgar öğretmenleri davet edilir”.

Tarih-coğrafya derslerini vermek üzere Türkiye’den Türk öğretmenlerinin davet edilmesi gerektiği hâlde, edilmediği hususunu geçtik; Bulgarca bilmenin, Türk minikleri için “çağdaşlık” olduğu iddiası, daha doğrusu, Bulgar hükûmetinin bu inanılmaz Türk “aşkı” karşısında gözlerim yaşardı! Zira şu ana dek benim bildiğim Atatürk’ün “Türk demek, Türkçe demektir. Ne mutlu Türküm diyene!” vecizesine göre, mahut “davet” hikâyesinin Türkçesi, “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak”tı!...

Araştırmaya göre, “1944 yılında ülke çapında 740 Türk okulu mevcut; 59’li yılların başında bu sayı 1.100’ü aşar; Türk liseleri açılır. (Fakat hükûmetin amacı farklı olduğundan, bu okulların Türklerce yönetilmesine izin verilmez! S.K.)

Bulgaristan’da ‘kurtuluş’tan sonra 1944 yılına kadar Türk soylu yurttaşlar kendi dillerinde özgürce bilgi yayma hakkına sahipler. Türkçe onlarca gazete yayımlanır. Çok sayıda siyasî parti kendi gazetelerini Türkçe yayımlar. Türkler, Türkiye’de yayımlanan günlük gazete ve edebiyat eserlerine ulaşabilirler.

Türklerin birkaç kültür-aydınlanma ve spor dernekleri var: Turan, Altın Ordu, Alparslan vs., ki bunların tümü, bütün fırka ve derneklerin kapatıldığı, bütün demokratik özgürlüklerin kısıtlandığı 1934 yılında ortadan kaldırılır. Bundan sonra etnik parti oluşumları denendiyse de, başarısızlıkla sonuçlanır. Buna rağmen, Bulgar meclisinde, ortak parti listelerinden seçilen Türklerle Müslümanlara rastlanır.

İkinci Dünya Savaşı sonlarında Bulgaristan, hızlı adımlarla, demokratik özgürlüklerin kısıtlanmasına ve totaliter rejime doğru ilerler. Halkın psikolojisi, tarihî, kültürel ve coğrafî özellikleri hiçbir şekilde dikkate alınmaksızın, Sovyetler Birliği’nin siyasî, iktisadî ve toplum modelleri tamamen mekanik olarak devreye sokulup Bulgaristan’a uygulanır.

Yeni jeopolitik, SSCB’ne sıkı sıkıya bağlıdır. Bu yeni komünist yönetim sistemi, tabiatıyla, Bulgaristan’daki tüm azınlıkları ve etnik gruplar arasındaki ilişkileri de kapsar.”

 

Sözde komünizm dedikleri, dünyanın en “insancıl” rejimi olup, Sovyet “cennetinin” bir “lütfu”ydu; meğer yıkılınca, tüm kirli çamaşırları ortaya döküldü! Jelyazkova’nın sözleriyle: “Onlarca yıl dinî topluluklardan ve günah çıkartmadan söz bile edilemez. Din yasaklanır. Bulgar Ortodoks, Katolik, Protestan Hristiyanları arasında olduğu gibi; Müslüman, Musevî ve Gregoryen Ermeniler arasında ateist propaganda yürütülür. Dinler ve onlara bağlı gelenek-göreneklerin yok edilişinin belirli bir telâfisi olarak, hükûmet, ‘uluslar arasıcılık (enternasyonalizm)’ basmakalıp ideolojisini takip ederek, değişik etnik gruplarla ekinlerine daha büyük özgürlükler tanır. Bu, komünist savı için şaşırtıcı hoşgörü gösterisi, özellikle Türklere ve onların etnik kimliklerine yönelik olduğu durumlarda, dünya çapında saçma ‘devrim ihracatı’ fikriyle ilintilidir.

Sovyet gizli servislerin baskısıyla (Kendileri sütten çıkan ak kaşıkmışçasına! S.K.) Bulgar yöneticileri, Türk nüfusunun güvenini kazanmak ve komünist ideolojisini Türkiye’ye ihraç etmek adına uygun kadroları yetiştirme görevini üstlenirler. Uygun devrim taşıyıcılarını Türkiye topraklarına aktarma teknolojisi olağanüstü basit olup, Bulgaristan Türkleri arasında sürekli uygulanan göç kampanyaları sayesinde gerçekleştirilir.

Bu konudaki ilk adım, Millî Eğitim Kanununda yapılan değişikliklere uygun, Türk, Ermeni ve Yahudi azınlıkları için devlet okullarının kurulmasıdır. Buna göre, Bulgaristan Türklerinin (Tüm karşı konmalarına rağmen! S.K.), bütün özel okulları kapatılarak, Millî Eğitim Bakanlığına bağlanır. Yeni kurulan devlet okullarında derslerin bir kısmı Türkçe üzerinden sürdürülür, ama Türklerin çoğunluğa uyum sağlaması açısından yardımcı dersler de konur. Kültür alanında, geleneklerin korunmasını hedefleyen davranışlar desteklenir. Fiilen Türklere, kültürel özerkliğe benzer bir özerklik sunulur: Yüzlerce ilkokulun yanı sıra, ülkede bir kız lisesi ve birkaç düz Türk lisesi daha açılır. Üç enstitü, Türk okulları için öğretmen hazırlar. Türkçe üç gazeteyle bir dergi yayımlanır, Türkçe ekli yerel gazeteler basılır.

İlk bakışta değerlendirme tek yönlü olabilir: 40’lı yılların sonu ve 50’li yılların başlarında, komünist yönetime özgü komuta yönetimlerinin yardımıyla, Bulgaristan Türklerinin etnik bakımdan bilinçlenmesi sağlanır. Ancak devlet mekanizmasının maksadı bambaşka: Türk azınlığının, eğitim ve kültür aracılığıyla, parti ruhuna uygun yeniden terbiye edilmesi uğruna çalışmaktır. Bu, okullarda hiç de zor değil. Türk çocukları, Pomak, Ermeni ve tüm diğerleriyle birlikte, derin bir ideolojiye sahip, etik ve kültürel bakımdan tam bir benzeyişe sürükleyen ateist bir eğitim görür. Türk basını da basmakalıplarla bu ideolojiye uygun düzenlenir ve resmî basın kaynakların tıpkıbasımını yapar ve/veya parti ruhuna uygun yayınları takip eder.

Cazip imtiyaz ve kariyer imkânları karşılığında BKP (Bulgar Komünist Partisi), Türk azınlığıyla Pomaklar arasında siyasetini icra edecek, kendi soydaşlarına yönelik iyi ya da kötü, baskıcı ya da yarı baskıcı politika uygulayacak parti yöneticileri yetiştirir. 50’li yıllarda artık binlerce Türk, BKP ile OF (Oteçestven Front/Vatan Cephesi. S.K.) üyesidir, on binlercesi ise resmî ve iktisadî görevlerde yer alır.

50’li yılların başlarında Bulgaristan Türkleri arasında güçlü bir göç hazırlığı hissedilir. Bu eğilimin başlıca sebepleri istimlâk, kutsal Kuran’ı okuma yasağı ve partinin, kadın-erkek eşitliği konusunda yarattığı etkin propaganda şokudur. BKP ‘yerli Türklerin millî ve dinî bağnazlığı’na karşı savaş açar. Her yeri şiddetli bir baskı sarar. İşlenebilir tüm ziraî toprakların istimlâkı belirlenen süreler içerisinde gerçekleşmesi gerektiğinden, ülke çapında baskılara başvurulur. İstimlâk, tüm Müslüman nüfuslu yerleşik dağlık ve yarı dağlık bölgelere kadar ulaşır; çoğunlukla ziraat işçisiyle çalışanı Türklerle Pomakları paniğe sevk eder ve Bulgaristan Türklerinin Türkiye Cumhuriyeti’ne yaptıkları en büyük göç kampanyalarının müsebbibi olur. 1950-1951 yılları arasında yaklaşık 155 bin kişi, doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalır.

1958 yılında Politbüronun özel kararıyla Türklere karşı güdülen siyaset birden değişir: Türklerin hakları kısıtlanır ve değişik kökenli gruplar arasındaki etnik ve millî yapıların kısıtlanması hususunda devreye sokulan yeni uygulamalarla, ilişkiler alt üst edilir.

İlk ‘deneme’ eritmeleri (asimilasyonları), Çingenelere karşı yapılır. O ana değin çift dilli olan, çift dilde çıkan gazeteleri, sadece Bulgarca yayımlanmaya başlar, tiyatroları kapatılır. Ardından Müslüman Çingenelerin isimleri topluca değiştirilir. (4) 1958’de Bulgaristan’da yaşamakta olan az sayıdaki (20-30 bin) göçebe Çingene, özel Bakanlar Kurulu kararının kendileri yakaladıkları yerde ikamet etmeye mecbur edilir, atlarına ve at arabalarına devletçe el konur.

60’lı yılların başında, Türklerle Bulgar Müslümanlarını tümüyle eritmeyi amaçlayan kökten siyasî değişim için büyük bir ideolojik hazırlık başlar. BKP, Müslüman Türk ve Pomakların Bulgar toplumuna cebren, aşırı bir baskıyla uyum sağlaması gerektiğine karar verir. Uzak stratejik hedef ise, bir yandan tüm sosyalist yurttaşları birbirine benzetmek; öte yandan ise ülkeyi, halkının ideolojik ve etnik anlamda homojen olduğu tek uluslu bir devlet ilân etmektir.

Gün be gün Müslüman liseleri kapatılır, bunu Türk Devlet okullarındaki bazı müfredat derslerinin kaldırılması veya değiştirilmesi takip eder, gazete nüshaları Bulgarca çıkmaya başlar, tiyatrolar kapatılır vs.”

 

Türkçenin seçmeli ders olarak bir kenara itilip, okul müfredatının bir günde tamamen Bulgarcaya çevrilmesinin, yavrularımız üzerindeki olumsuz etkisini tahmin edebilirsiniz. Bulgarca bilmeyen miniklerimiz bu uygulamaya uyum sağlayamadıkları için eğitime küsmüş, çoğu okulu terk edip çalışma hayatına atılmış, zaten iyice sarsılan Türk eğitim sistemi ölümcül bir darbe almış, Türk toplumunun kültür yaşamı kökten baltalanmıştır.

Oysa Bulgaristan’ın da üyesi olup imzaladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesine (BM Çocuk Hakları Bildirgesi,   1959) göre, Türk çocukları da Bulgaristan’daki tüm diğer çocuklar gibi “… erişkinden farklı haklardan din, dil, ırk, renk, cinsiyet, milliyet, mülkiyet, siyasî, sosyal sınıf ayırımı yapılmaksızın yararlanmalıdır. Özel olarak korunmalı, yasa ve gerekli kurumların yardımı ile fiziksel, zihinsel, ahlâkî, ruhsal ve toplumsal olarak sağlıklı normal koşullar altında özgür ve onurunun zedelenmeyecek şekilde yetişmesi sağlanmalıdır. Bu amaçla çıkarılacak yasalarda çocuğun en yüksek çıkarları gözetilmelidir. Genel kültür ve yeteneklerini, bireysel karar verme gücü, ahlâkî ve toplumsal sorumluluğu geliştirecek ve topluma yararlı bir üye olmasını sağlayacak eğitim hakkı verilmelidir. Bu eğitimde sorumluluk önce ailenin olmalıdır. Çocuk her türlü istismar, ihmal ve sömürüye karşı korunmalı ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamalıdır. Çocuk uygun bir asgarî yaştan önce çalıştırılmayacak, sağlığını ve eğitimini tehlikeye sokacak fiziksel, zihinsel ve ahlâkî gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmayacak ve izin verilmeyecektir. Çocuk ırk, din ya da başka bir ayrımcılığı teşvik eden uygulamalardan korunacaktır. Anlayış, hoşgörü, insanlar arası dostluk, barış ve evrensel kardeşlik ortamında enerji ve yeteneklerini diğer insanların hizmetine sunulması gerektiği bilinciyle yetiştirilmelidir.”

Ancak maalesef, yukarıda sayılan tüm bu haklar, kâğıt üzerinde kalırlar! Ne de olsa “uygar” geçinen Batıyla, “barbar” dedikleri Türkler arasında tam 350 yıl fark var: İnsan Hakları Bildirgesi 1776’da yayımlanır, Bosna’daki Fransisken Katolik Kilisesinin duvarında asılı bulunan Fatih’in Fermanı dünyaya ilân edildiği tarih ise, 1463!...

 

 

Türklere vurulan son darbe

 

1964 yılında Batı Rodoplar’daki Bulgar Müslümanlarının isimlerini zorla değiştirmek için başarısız bir deneme yapılır. Halkın şiddetle karşı çıkması, BKP Merkez Komitesinin eritme denemesini durdurur. Hemen ardından, Komitenin propaganda ve güdümleme şubelerince, azınlıklarla ilgili diğer gizli servislerin de yardımıyla, Bulgaristan’daki Türklerin yabancı bir öğe ve Türkiye’nin buradaki “beşinci kol”u olduğuna ilişkin paranoyak bir görüş oluşturulur. Tıpkı Orwel’ın romanındaki gibi karmaşık ve acımasız bir devlet mekanizması -alt siyasî teşkilâtlarıyla parti şubeleri, DS (Bulgar gizli servisi) şubeleriyle Merkez Komitesi, Politbüronun ilgili bütün gözlemci ajanları,- Türk azınlık temsilcilerini kapsamak, gözetlemek ve denetlemek için setlerini genişletir. Bu, özellikle daha azimli, hırslı, baskın mizaçlı, aydın, yetenekli ve liseden daha yüksek tahsil görmeyi arzu edenler için geçerli.

Tek amacı Bulgar Müslümanlarının kültürel-dinî özelliklerini ve ülkedeki en büyük etnik azınlık niteliğindeki Türklerin dinî ve etnik kimliklerini yok etmek olan Müslüman azınlıklara karşı yapılan cebrî eritme politikasının doruk noktası, Pomaklara (1972-1974) ve özellikle de Bulgaristan Türklerine karşı 1984-1895 kışında yapılan isim değiştirme kampanyasıdır. Aslında bugün bilim adamları için komünist devlet mekanizmasının amacının bu olduğu ve bunun tek hedef olduğunu iddia etmek zor. Bunun nedeni, Bulgaristan’daki tek kişilik totaliter rejim esnasında kararların, Parti konutlarının (rezidans) yüksek duvarları arkasında, çoğunlukla gizlice, protokolsüz, kayıtsız ve kanıtsız alınmış olmasıdır.

Öte yandan, parti yöneticilerinin vasat kültür ve eğitim seviyeleri veya kısıtlı ideolojik idarî basmakalıpları tarihî, hukukî ya da insanî mantık zemininden tümüyle mahrum olduklarından, genellikle iktidardakilerin hareketlerini tahmin ve tahlil etmeyi engeller.

Devlet, yerel idarî yönetimlerce tehditten tutup, baskı, iktisadî şantaj ve apaçık zorbalığa varan değişik yıldırma şekillerini kullanır. Zorla isim değiştirmek için dayatılan rutin dilekçelerin imzalanması, çoğunlukla dayak eşliğinde gerçekleşir ve kadınlarla çocuklar bile dayağa maruz kalırlar. Köylerde yahut küçük taşra kasabalarında bazı toplu karşı koyma durumlarında iktidar ateşli silâhlar kullanır ve sivil halk çok sayıda kayıp verir. Dağ köyleri sıklıkla ordu ve milislerce kuşatılmış hâlde sabahlar ve kuşatma son kişi Bulgar adı alana dek devam eder. Binlerce Türk tutuklanır ve çoğunlukla mahkemede yargılanmadan çarçabuk kapalı kapılar ardından hapis, sürgün ve kamplara gönderilir. Tüm bunlar, azamî gizlilik veya tam bir bilgi sızdırmazlık içerisinde gerçekleştirilir.

İsim değiştirme kampanyası birkaç ay sonra sona erer; eritme politikasını pekiştirme, geniş kamuoyuyla dünyayı ikna etme ve gerçekleşen maceranın doğruluğuyla manasını anlatıp, cümle âlemi kandırma konusunda geniş önlemler alınır. Kamuya ait yerlerde ve kişisel ilişkilerde Türkçe konuşmak, Türkçe müzik dinlemek, geleneksel Müslüman giysilerini giymek, bayramları kutlamak yasaklanır; edebî eserlerdeki coğrafya isimleri dâhil olmak üzere, Türkçe yerleşim adları acilen değiştirilmeye başlanır.

Akıl almaz bir şekilde üniversitedeki kocaman bir bölüm olan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (Türk Filolojisi) kapatılır. Müslüman kabirleri yıkılır; belediyeler, vefat eden anne baba ve çocukların isimlerini bile değiştirir; dinî simgelerden arta kalanların tümü yok oluşa mahkûm edilir ve yeni icat edilen kutlamalar zorla dayatılır.

Türk kimlik izlerini silmek emeliyle iktidarın işlediği en büyük vandallık (5), sağlık raporlarıyla klinik dosyaları ve kronik hasta arşivlerini yok etmektir: Bununla birlikte, on yıllarca süren irsî araştırmalarla kronik hastalık incelemeleri yok olur.

Uzun süreli etkisi nedeniyle, iktidar sinsi bir hamle yapar: Karma nüfuslu bölgelerde devriye gezmek, Türkçe konuşmalarıyla dinî takkelerin kullanımını takip etmek ve bunun için ceza kesmek üzere, Bulgarları görevlendirir. Yıllar yılı iyi süren komşulukla dostluk ilişkileri kirletilip kopartılır. Bunun yanı sıra, devletin bütün propaganda âletleri Türklere iftira atmak (Türkleri düşman devletin “beşinci kol”u, “terörist”, “ayrılıkçı” ilân etmek) ve komşu Türkiye ile, onun “saldırgan hasmane tasarıları”na karşı güvensizlik ve korku ekmek için harekete geçirilir. Kamu bilicine yapılan ışınlama (radyasyon) kudretli ve çarpıktır.

 

Müslüman adlarına yapılan saldırı, özellikle daha yaşlı ve dindar kişiler için kişiliğin en mahrem iç dünyasına nüfuz etmek anlamına gelir. İslâm din kurallarına göre, kişi ismi, Müslümanların yaşam ve dünya görüşlerinde özel bir rol oynar. Kendi ismi olmaksızın bir Müslüman -ölümünden sonra insanların ismen çağırıp, iyi ya da kötü yaşadıklarını yargılamak ve buna göre, doğru/günahsız yaşadı isler, cennete gönderilmek üzere- Allah’ın huzuruna çıkamaz. Bu bağlamda, Türklerle Pomaklar ömür boyu ve öldükten sonra, ebedî işkencelere mahkûm edileceklerine inanırlar.

Tüm bunlar, kendi kişiliğini koruyabilmek adına, Türk azınlığının derin bir kırgınlık ve kaygıyla içine kapanmasına sebep olurlar. Mamafih, yüzyıllardır Bulgaristan topraklarında birlikte yaşamış olan Bulgar ile Türk, Hristiyan ile Müslüman arasındaki ilişkiler kötüleşme ve neredeyse tamamen kopma noktasına ulaşırlar. Propaganda âleti, Türklere karşı yapılan bu zorbalığın sonucunda doğacak olan memnuniyetsizlik ve kuşku içeren baskıyla, felç edici bir korku yağdırır. Bulgar toplumu, 1988 yılına değin süren utanç verici bir suskunluğa bürünür.

 

1989 bahar ve yazında Bulgaristan Türkleri, isimlerinin iadesi talebiyle, Kuzey-Doğu ve Güney Bulgaristan’da toplu protesto gösterileri düzenlerler. Bunun neticesinde, ordu ve milisin kendisiyle çatıştığı Türk azınlığı, çok sayıda ölü ve yaralı verir. Türklerin 1989 baharındaki protestoları, cılız bir şekilde iktidar hareketlerini baltalama ve totaliter rejimi dünya önünde ifşa etme teşebbüslerinde bulunan Sofya’daki gayri resmî özgürlükçü gruplarla münferit aydınların manevî desteğiyle karşılanır.

Bu ağır buhrandan çıkmayı arzulayan komünist partisinin kararı, Türkiye Cumhuriyeti ile olan sınır kapılarının açılması doğrultusundadır. Hemen ardından, panik oluşturmak amacıyla, en etkin binlerce protestocu zorla sınır dışı edilir. Bu, komşu Türkiye’ye doğru dev bir insan seli sürükler. Haziran ayından, mülteci kitlesini karşılamayan Türk Hükûmetinin ısrarı üzerine sınırların kapalı tutulduğu Ağustos ayına kadar 350.000 Türk kökenli Bulgar vatandaşı doğduğu yeri, malını-mülkünü veya dayalı döşeli evini ve çoğunlukla yaşlı ebeveyn veya çocuklarını bırakıp, ülkeyi terk eder.

Oysa BM’ce belirlenen yetişkinlerin hakları bir yana, yukarıda zikredilen BM Çocuk Hakları Bildirgesine göre, “… her çocuğun doğduğu anda bir adı ve bir devletin vatandaşı olma hakkı vardır. Çocuğun kişiliğini geliştirmesi için anlayış ve sevgiye gereksinimi vardır. Anne ve babasının bakımı ve sorumluluğu altında her durumda bir sevgi ve güvenlik ortamında yetişmelidir. Küçük yaşlarda çocuğu annesinden ayırmamak için bütün olanaklar kullanılmalıdır.”

Lâkin insan hakları konusunda aramızda olan 340 yıl farkı kapatmak, haçlılar için güç!...

 

 

Göç: Ateşten gömlek!

 

Uluslar arası insanî örgütler, 1989 göçünü, İkinci Dünya Savaşı sonrasında gerçekleşen en büyük kitle göçü olarak değerlendirirler.

Yüz yirmi bin civarında mülteci, sonbaharda ve özellikle de Jivkov rejiminin yıkılışının (Kasım 1989) akabinde geri döner; fakat bu insanların çoğu, Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni bir yuva bulur.

 

 

                      

 

Yıl: 1989. Yer: Kapıkul

 
  balkonoloji-niyazi akkılıç
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  niyaziye göre zaman tamamdır.
  Reklam
  ATATÜRK SÖZLERİ
Bugün Kurban Bayramı, kurbanlar kesilecek sevap niyetiyle etler dağıtılacak herkese. Yürekler bir olacak gönüllere kilitlenecek. Gökler rahmet bereketiyle yağmurlar boşaltacak yeryüzüne. Bugün hepimizin yüreği şenlenip bayram sevinciyle coşacak. Hepimizin Kurban Bayramı kutlu olsun. İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy

www.htmlmekani.tr.gg
FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR VİJDANI HÜR ,BİREYLER OLMALIYIZ. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK AKLIN VE BİLİMİN ÖNCÜLÜGÜNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ÇAGDAŞ UYGARLIK DÜZEYİ ÜZERİNDE OLMASI VE GELİŞMESİDİR. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ULUSLARA EGEMENLİK -FERTLERE ÖZGÜRLÜK! BALKANOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ ÇAGRI BALKANOLOJİ Merkezinin ilk kurma kararını toplantısı25 Mayıs1988 yılı Toplantı yeri Kartagümrük/Fatih-İstanbul Adesinde kararlaştırılarak Balkanlarda Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Dernegi olarak kurulmuştu.Lakin Dernek Üc yıl sonra 1991 yılında maddi olanaksızlıklar Tarafından kapandı. Bu duruma meydan vermemek için ve Balkanlardaki Kültür, Dil, Mimari Tarih EGİTİM, Edebiyat ve Sanat kıyımına tahamül edemeyen sayın NİYAZİ AKKILIÇ-İSTANBUL/Gaziosmanpaşa Merkezinde ÖZEL kurduğu, BALKANOLOJİ ARAŞTIRMALARI Merkezi Salih paşa caddesiN.14. adresinde Altaylardan Tunaya Darneginin catısı altındadır.Kurucular ve üye. 1.-NİYAZİ AKKILIÇ Başkan Emekli Memur. 2.İDRİZ KAHRAMAN Başkan Yardımcısı Gazeteci ve Emekli. 3.MELEK TABAK ALTAY TUNA Dernegi Sekreteri 4.NİZAMİ ALPER AKKILIÇ Kurucu üye-öğrençi. 5.HÜSNÜ ZAKİR-ÖĞRETMEN Kurucu üye Bulgaristan BALKANOLOJİNİN BAŞLIÇA AMACI Niyazi Akkılıçın 40 yı boyunça topladığı 600 yıllık eski kitaplar, belgeleri, süreli yayınlardaki Balkan haberleri, belgeleri, resimleri korumak Mimari Türk-İslam İzlerini ve Mirasımızı araştırmak ve Tanıtmak ENVANTERİNİ VE Arşivini düzenlemek, kültürel eserlerimizi itinalı bir şekilde deizmek, restore ettirmek, Araştırmacıları, Uzmanların hızmetine sunmak, Katoloklar ve kitaplar hazırlamak Radyo ve Televizyon gazete ve Dergi, gibi duysal görsel, yazısal, yayın araçları ile ülke ve BalkaN Türk Dünyasının Tarihi kültürel sanat varlığını DİĞER Ülkelere ve Dış Dünyamıza tanıtmak için Sergiler, Paneller, Konferanslar düzenlemek ve İnsanların Dikkatine Hızmet ve tanıtımına sunmaktır.BU NEDENLE tarihimizdenen bu ğüne kadar Balkan Ülkelerinden Anavatan Türkiyemize Göç ETMİŞ Bulunan Balkan-Rummeli Göçmen Vatandaşı Türk ve Müslüman vatandaşlarımızın ellerindeki kültürel Tarihi BİLGİLERİ-Resimleri,tapu, evlilik, gazete- matbuat,broşür,kitap, vesika gazete, dergi, okul şahadetnamesi v.s. herne varsa bildirmeleri içi ÇAGRIDA BULUNMAKTAYIZ. Bu Çagrı aynen Balkanlarda yaşayan Türk ve Müslüman kardeşlerimiz içinde geçerli olup gereken ilgiyi Balkanoloji Araştırmaları Merkezine göstermelerini beklemekteyiz.Bu Çagrı Balkanlarda zor kalan Türkçemizin ve Tüm ECDADIMIZIN, SİZLERE HİTABEN KUTSAL ÇAGRISIDIR. Bu Çagrı ecdat yadiğarı yıkılan, yakılan,kırılan, yok olan, ayni zamanda ayakta dimdik kalmayı saglayan ben varım diyen Camilerimiz, Mescitlerimiz, Saat KULELERİMİZ, Çeşmelerimiz, Tarihi Türk evleri, konakları, Sarayları, köşkleri, pınarları, hastaneleri, demiryoları istasyonları, kütüphaneleri, Çiftlikleri, v.s. her adım başı Türklük kokan Tarihi kültür sanat eserlerimizin tanıtım ve araştırılmadsı için Han Vhamamlarımız, dag, tepe, bag, bahçe, tarlalarımız, okul ve Dükkanlar, arölyeler, işlikler, fabrikalar Osmanlıda bvu ğüne kadar her nr varsa hepsinin bildirilmesi için bu merkeze baş vurmanızı ve irtibata geçmenizi bekleriz. niyaziakkilic@hotmail.com http./balkanolojicom.tr.gg../ Tel.+905357910694 Veya Altay Tuna Göç Dernegi-Balkanoloji Araştırma Merkezibaşkanlığı. Salihpaşa cad.N.14/K.5.. Berec-Gaziosmanpaşa/İstanbul. Adresine bekleriz. Güzel Anadolumuzda hür ve Müsatakil /bagımsız/ yaşamak için Balkanları-Rumelliyi unutamayız. Rumeliyi –Balkanları unutmak Kendimizi inkara çalışmaktır.Bizler kültür hazinesinin bireyleri olarak, Ulusumuzun gencinden yaşlısına kadar, memur, köylü, işçi, şair, yazar, Cumhurbaşkanından Başbakanına kadar Millet vekilleri, gazeteci, televizyoncu, yayıncı, üniversite öğretim üyeleri, Bakanlarımız ve Bilim adamlarımız Aydınlarımız ve öğretmenlerimize kadar dernekçilerimize yedisinden yetmişine kadar hepimize BÜTÜN Balkan kökenli ve Anadolu olan hepimize çandan yalvarıyoruz ve çağrıyoruz. Geliniz Balkanolojide3 Buluşalım.Sizler bizlere sahip çıkarsanız bizlerde dünya durdukça yaşamaya devam edeçegiz.BNoşuna öşmedi bu kadar insan. Boş yere akmadı oluk oluk kan. Kalk artık ulusum. Kalk artık uya. Yalvarıyoruz. Yalvaruyoruz. Sözde sizlerin sazda sizlerin. Madi ve Manevi yardemlarınızı bekleyoruz.Çünkü bizleri BNalkanlarda Binlerce köy, şehir samanlıklarında, tavanlarında, sandık köşelerindeki, hatta kömürlüklerdeki çöplüklerdeki onları ateşlerden topşlayarak farelerin kemirmesinden, örümçek aglarıdan kurtararak 10 BİNLERCE VE 100BİNLERCE DOLAYINI BULABILECEK KÜLTÜR TARİH İNÇİSİNİ İstanbul ilinin Gaziosmanpaşa ilçesinin Salih paşa Sokagı N.14. K.5. Berec ADRESİNE Balkanoloji Araştırmaları Balkan Türklerinin abide Şahsiyeti sayın Araştırmacı BaşkanNİYAZİ AKKILIÇ Beye göndermenizi bekler candan teşekür etmeyide bir borc biliriz. Unutma ve şu mısralarıda hatırlayalım. Boşuna akmadı bunça kan Boşuna ölmedi bu kadar insan, Boş yere akmadı oluk oluk kan. Kalk artık ulusum , kalk arttık uyan. Balkanoloji başkanı Niyazi AKKILIÇ DİYORKİ,Balkanlardaki Türk Kültürünü varlığını araştırmak, bulmak, tanıtmakl, yaymak ve yaşatmak her Türkün en Kutsal görevidir. Eger Milletleri bir ulu Meşe AGACINA BENZETİRSEK BU AGAÇ MUHTAC OLDUĞU NEMİ GEÇMİŞTEN ALIR VE O SAYEDE İSTİKBALE/GELECEGE/ KÖK SALAR.Atalarımızın bıraktığı Tarihi Kültürel eserler Gelecegimizin en büyük teminatıdır.. /güvencesidir/Onları yok olmaktan kurtarmak bizim birinci görevimizdir. İşte bunun Çagrısını AnaDOLU Türküne ve Balkan Türklerine içtenlikle yaparak bu göreve bir nebze olsun yardımlarını beklemekteyiz. Saygı ve selamlarımızla Balkanoloji Araştırma Merkezi başkanı Niyazi Akkılıç-İstanbul. İrtiat. niyaziakkilic@hotmail.com. http./balkanolojicom.tr.gg./ http/hurbalkancom.tr.gg./ Tel.+905357910694. Salihpaşa cad.N.14. Gaziosmanpaşa/İSTANBUL. HÜRMET VE SAGI DOLU SELAMLARIMIZLA. Balkan Türklerini catımıza haberlerini ve desteklerini bekleyoruz. BALKANOLOJİ BAŞKANI-Niyazi Akkılıç-istanbul.
  TÜRK TARİHİNDE ÜÇ ATA
OĞUZ ATA ,KORKUT ATA KEMAL ATA 1:OĞUZ ATANIN İLİ BİZİM ORTAK İLİMİZ. 2:KORKUT ATANIN DİLİ ,BİZİM ORTAK İLİMİZ 3:BİZİM ORTAK YOLUMUZ
Osmanlıda Giyinim

sitene ekle

Myspace Graphics
  DELİORMAN TÜRKLERİNE
BALKAN TÜRK VARLIGINA DOGRU YOLU GÖSTERECEK ÇOBAN YILDIZIBİR ÜMİD VEİMAN GÜNEŞİ HALİNDE DOĞARAK YÜKSELMİŞTİR.DELİORMAN TÜRKLERİ İÇİN TEKYOL DEMOKRASİDİR-ZAFERDİR-ADALETİR.BU ZAFER ÖZGÜRLÜĞÜN TEK YOLUDUR.KABUL ETMELİYİZ.
NİYAZİ AKKILIÇ

BALKONOLOJİ ARAŞTIRMASINDAN ÖZETLER
BULGARİSTANDA TÜRKLÜK MÜÇADELESİ
Balkanoloji araştırma merkezi başkanlığı olarak özetlemek istersek,Altaylardan Tunaya
Göçmenler Dernegi ve onun rehberliğinde yörütülen Balkan dil, kültür, Tarih, Mimari Egitim, Edebiyat v.s. Araştırmalarımız Balkanoloji Araştırma Merkezi adı altında Başkan
Niyazi Akkılıç yönetiminde Balkan-RumelliTürk kültür varlıklarının Mirasını araştırmak ve tanıtmak plan ve projeli uygulamalarlan arşiv ve Eanvanterini çıkarıp Balkan Türklerine sunabilmektir. Başlıçada genel amacımız bu yönde yapılan çalışmalardır.
Balkanoloji Merkezinin bu yönde yürüttüğü araştırma ve çalışmaları destekleyen Ana DOLU Türkleri VE Balkanlardaki TÜRKLER VE Göç etmiş bulunan Balkanlı aydınlarımızın bu konuda BALKANOLOJİ olarak açık ve net olarak her Türkün – her bir AYDIN KİŞİNİN öğretim üyesi veya gazeteci – Tarihçi kim neler Balkanlar ile ilgili neler bilirseler, bize fikir ve düşünçelerini hiç sakınmadan bildirmelerini içabında kendi özel fikir ve düşünçelerinide sunarak katkı ve desteklerini ve bizimle birlikte yer almalarını bir Balkanlı Türkü olarak beklemekteyiz. Emai,l. niyaziakkilic@hotmail.com. http./balkanolojicom.tr.gg./ http./hurbalkancom.tr.gg../ +905357910694 olarak arayabilir ve iletişim kurabiliriz.Muhterem Balkanlı Türkleri-Bizler yani atalarımız Balkanlara-Anadoludan gelen ve göç eden yürük Türkmen Türkleridir.
Balkanolojinin başlıça genel amacıda önçelikle Balkanlardan Anavatan Türkiyemize göç gelmiş olan Balkan Türklerinle ve Oralarda kalan akrabalarımızla balkanlı türklerlen kültürel, sosyal, Tarihsel baglarımızın derin köklerini araştırmak tanıtmak ve yaşatmak için yerliyerinde bilimsel araştırmalar yapılarak Türk kültür tarih varlığını yeninesle daha iyi tanıtmak için bunuda belirli zamanlarda bizim olan ve yüreklerimizde ve beleklerimizde halen bizim bilinen Balkanları ve oradaKİ VE YAŞAYAN ÜÇBEYLERİ VE Türklerlen ilğili bilinen bütün haber ve bilgileri, hep berabercesine, Birlik- Beraberlik- Dirlik ve Dayanışma içersinde hepberaberçe kanımız çiğerimiz olarak paylaşmaktır. Bunun için Balkanoloji araştırma merkezi sizlerden düşünçe ve fikirlerinizden bu konuda katkılarınızı ivedilikle beklemekteyiz.BULGARİSTANDAN DÜNDEN BU GÜNE YAPILAN GÖÇLE
1878-80 Yılları1,000.000. kişi aile,
1880-1912 yılları440.000kişi ailr.
1912-1951yılları154.000kişiaile.
1951-1978 yılları130.000kişi aile
1978-1990 yılları345.000 kişi aile
1990-2000ylları185.000 kişi aile
Böylece Bulgaristandan Rus-Türk harbinden sonra başlayan ve 2000 yılına kadar süren 130 yıllık bir zaman içinde Bulgaristandan 2,254. 000 Türk ailesi göç ermiştir. BU göç ailelerini ortalama 3 kişi olarak hesap etsek 6.762.000 Türk bulgaristandan göç etmiş oluyor.
Bu ğüm yapılan Araştırmalara göre Balkanlardan GELEN Türk Göçmenlerinin sayısı Anadoluda 36575 850 kişi olarak biliniyor bu rakamın 18725250 si Bulgaristan kökenli olduğu amlaşılmaktadır.Bunun için Bulgaristan ve Türkiyede secimlerde yapılan ikili anlaşmalar bu konuda büyük rolü olmaktadır. Bulgarista HÖH-nin lideri olan sn. Ahmed Doğan için bu rakamlar Bulgaristan Türkleri için Barışın VE Daletin saglanmasında Demokrasinin genel unsurlarıdır.Unutmayalım ve devamlı kalplerimizden silinmeyen AZILI KOMUNİST Rejminin Mimarı Todor Jivkof döneminde Mestanlı meydanı basan taklar ve altında ölenler sonra benkovskide küçük Türkkanın Anakuçagında öldürülmesi ve yine HAK VE ÖZGÜRLÜK MÜÇADELESİ VEREN Niyazi İbrahimin oglu StaraZagora İLİNİN Rıjena/Hamursuz / köyünde boğzlanmadını babası Müslüman Pomak Türklerinin haklarını savunup müçadele verdiğinden öldürülerek tam g göç etmeside altı ay sonraya bırakılması ve baskıda bulunması nasıl unutulur. Bu iki küçük çoçuğun ölüm sonrası Analar ve Babalarda şehit edilmedimi, Birçokları Zındanlara gönderilmedimi, SÜRGÜNLERE Balenelere gönderilmedimi. Bütün Bulgaristan Türk aydınları, gazeteci, yazarı, doktoru v,s. Baskılara tabii olmadını. Zorla isimler degişmedimi, dil- din kültür ve Türkçemiz yasaklanmadımı hangisini sayalım okadar çok yasaklar vardıki. Bütün bunlar nasıl unutulur.
Bulgarlaştırma ve soykırımı için yapılan katliamlı baskıları zulmün pençesinden kurtulmak için Binlerce Şehitimizin akan Sıçak kanları için onları yad etmek savunmak için davaya milli şuurla destek verenler BELENE SÜRGÜNÇÜLERİ VE Cezaevi mahkümları v.s. her bir tutuklu ve zulum gören Türkler ve Müslümanlar kendi milli yapılarınla ve Milliyetçi Türklük duyğularınla mücadeleler vererek örnek olmaya gayret göstermekteydiler. Türk milletine örnek olmak için Önçe Türkçemiz Dil Egitimimizin yeniden destek görmesi için Her Bulgaristan Türkünün BAŞI Göklere ERMESİNİ BEKLERKEN MAALESEF HALA DAHA TÜM Demokrasilere ve ÖZGÜRLÜKLERE RAGMEN Avrupa Ülkesi olan Bulgarista Yinede Türk okullarını önemsemediler. Türk Milletvekileri ve lider SNaHMED Doğan yine yalnız kaldı. Ataka milliyetcilerine yenilmiş oldu. OBİR GÜNEŞTİ LAKİN Bulgaristan Türklerine Sıçaklığını verip kanadı altına alamadı. BURADA Türk MİLLETİ YİNE ÖKSÜZ VE YETİM KALDI. Bulgarlaşmada dökülen ASİL Türk kanlarının tam terzisini bularak tartamadılar. BU KANI YERDE BIRAKMAMAK İÇİN BAŞTA Bulgaristan Türklerinin baskılarını ve zulmü unuturabilmek için bir nebze Türk OKULLARINI AÇARAK Türkçe egitime yön verilmemesi çok çok acıların ve zızıların nar taneçiği olarak bırakılmıştır.UYARIYORUM. sakın daha geç sayılmaz. Asla asla unutmayınız ve unutmayınızki unutulmasın tarihin mazisi hatırlasın ve özgürlük günesinin aydınlığı herkesi Demokrasi içinde ısıtabilsin.Bulgaristan bu gün Türk ve Müslüman 3750560 kişi bu olayların gerçekleşmesini beklemektedir.Ey Balkanlı Türküm dur hemen gitme. Durduğun yere hele bir bak. ŞU ANDA Balkanlardasın. Bulgaristanda geldiğin Deliorman veya Güller vadisindesin hiç fark etmez.Bu Topraklar Anavatandan koparıldıktan sonra topragın bereketinebıraktığın evine yurduna malına bahçe ve tarlanaı nasıl yitirdiğini biliyorsun. Kalmadımı BEŞPARASIZ VE HİÇ PULSUZ BULGARLARA TESLİM EDİLMEDİMİ.Arkasında kocaman bir Türk mirası ve hatırası olan bu topraklar atalarımızın alın terinle kazandığı topraklar degilmiydi. Bunun için sen hala Evladı Fatihanların bir neferisin ve evladısın. Torunusun.Unutma sen hala fatihanların topraklarındasın. Çünkü TAPULAR Ankarada HALA ARŞİVLERİMİZDE SAKLANMAKTADIR.
Şehitlerimizin ve Gazilerimizin bu topraklarda akan Sıçak kanları vardır. Bunu size milli duyğularumla anımsatıyorum. Bastığın Bulgaristan Topraklarında unutma 600 yıllık ceddinin ve atalarının müçadele şerefi şanı, emegi var. Anıları ve tarihi var olup yazılmış tarihi miras tapularımız vardır. Başını rg ve şunuda hiç unutma durduğun yere bir bak. Bir Fatiha oku. SONRA GENE DURDUĞUN YERE BAK UNUTMADAN Milli Müçadelemizi
Tanı daha fazla tarihinden bilgi almak isterseniz bizi ara niyaziakkilic@hotmail.com.
http./balkanolojicom.tr.gg../ http./hurbalkancom.tr.gg../ +905357910694. ara ve sor öğren.
Şehitlerimizin yüzüne nasıl bakacaksınız. Nerede kaldı Türklerin DOĞAL HAKLARI. Nerede kaldı Şehit Türkümün akıtılan saf temiz kanları. Bunları Bulgaristan Baş Duşmanı Jivkof yönetiminin Devamçılarına peşkeşmi çekileçektir. Yoksa ADALET YERİNE GELEÇEKMİDİR.Böyle giderse Türk ve Bulgar bie arada yaşaması zorlaşaçak gibi geliyor Buşlgaristan Türk halkına. Avrupa Birliğine girdik onlarıda ikna etmedeBulgarlar kadar zormudur. UYANIK milletvekili Türklerimiz nerede YOKSA kara para veya dalevera peşindelermi. BÖYLE BİR VAKA VARSA NASIL ÇIKARSINIZ KARANLUIIKLARDAN AYDINLIĞA. Unutma Bulgarisrand Nigboludan başlar Türk Müslüman İMTİHANLARI, vidin, PLEVEN, VARNA, ŞUNMNU, ŞİPKA KAZANLIK eskizagra, tırnava, Filibe , Burgaz, elena gibi uzar gider Türkün verdiği kahraman şehitlerinin kanı unutmayın egri işler yapmayınız. Sizlerde kafirler gibi bu kanlarda boğulma ihtimallerine sakın düşmeyiniz. Yine SULANMAsın ATATOPRAKLARI ŞEHİT KANLARINLA METİN OLUP Milletin sadık erleri olalım.şimdi Balkanoloji olarak ATATÜRKÜN SÖZLERİNLE BİTİRİYORUM.
Bizler Altaylardan Tunaya göçmen TÜRKLERİ VE ÜYELERİ Balkanoloji Araştırma çalışanları olarakta, Bulgaristanda Şehitlerimizi büyük saygıyla anıyoruz. Türk milleti ve onun çocukları olarak her zaman ACDADINI TANIDIKÇA, ONLARA SAHİP ÇIKTIKÇA YİNE BÜYÜK İŞLER YAPAÇAKTIR. Türk Medeniyetinin ufkundan doğan yeni bir güneş gibi devamlı parlayaçak ve Tarih sayfasında yine Türk ası ilebet yazılacaktır. Mustafa Kemal AtaTürk.. metini yazan ve hazırlayan . Balkanoloji kültür tarih başkanı Niyazi AKKILIÇ-İSTANBUL. SAYGI VE HÜRMETLE BALKAN Türklerinden yanıt ve destekler beklemekteyim. 9.01.2009.yılı. NİYAZİAKKILIÇ-İSTANBUL.


BALKANOLOJİ ARAŞTIRMA MERKEZİ ÇALIŞANLARI ADINA YAPTIĞIMIZ BALKAN TÜRKLERİ VE MÜSLÜMANLARININ UYGARLIĞINDAN BU ĞÜNE KADAR BALKANLARDAKİ GELENEK, GÖRENEK, ÖRF VE ADETLERİMİZ DİLİMİZ, DİNİMİZ, KÜLTÜR VE TARİHİMİZ EGİTİM VE EDEBİYATIMIZ KİMLİĞİMİZ VE VARLIĞIMIZ HER YÖNÜYLE BİLİMSEL AÇIDAN ARAŞTIRILARAK KAYITLARA GEÇMEKTEDİR. BU GÜNE KADAR BİRÇOK ÇALIŞMALARDA BULUNDUK. GENELLİKLE BULGARİSTAN DAKİ MİMARİ KÜLTÜR İZLERİMİZİN DÜNÜ VE BUĞÜNÜ 600YILLIK MİMARİMİZ ESKİ EV VE KONAKLARIMIZ V.S. OLMAK ŞARTINLA BULGARİSTANDA TÜRK YAPISI KESİN OLMAYAN BİR 3339 ADET ESER GÖSTERİLİYORDU. BUNLAR ÇOK YETERSİZ OLDUĞUDA BİLİNİYORDU SON BULGARİSTAN ÇALIŞMASINI BAGLANTISINDA GÖRÜLDÜKİ 222812 ADET ESERİMİZİN YANLIZ 168750 ADEDİ TARİHİ TÜRK KLASİK STİL YAŞADIĞIMIZ ECDAT EVLERİ ÇIKMIŞTIR.1660ADET YENİ VE ESKİ CAMİ VE MESÇİT VARDIR.YANİ UZATMAYAÇAGIM BU ESERLERİN LİSTESİ 55ADET CEDVELDE TOPLANIYOR. TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK KÜLTÜRÜ OKADAR ÇOK DERİNKİ ANLATMAYLA SON BULMAYOR. BÖYLE BÜYÜK BİR IRKIN VE FATİHİN TORUNLARI OLARAK BİZLER GEÇMİŞİMİZE SAHİP ÇIKALIM. SET ÇEKENLERİ UYARALIM VE GERÇEGİ ANLATALIM. BİRLİK, DİRİLİK, BERABERLİK DAYANIŞMA BU DÖRT SÖZÜ KEMİKLEŞTİREREK TÜRKLÜĞÜMÜZE SAHİP ÇIKALIM. NETEKİM SAYIN ERDİNÇ BEYİN SÖYLEDİKLERİ ÇOK YERLİ YERİNDE TÜRKSEK SAPINA KADAR TÜRKLÜĞÜMÜZÜ BİLELİM VE KİMŞİĞİMİZE SAHİP ÇIKALIM. SÖZ EDİLEN ERDİNÇ KARDEŞİMİZİN GİBİLERİNİN DAHA ÇOK OLMASINI DİLER BALKANOLOJİ ÇATISI ALTINDA TOPLANMAMIZI BEKLEMEKTEYİM. BÖYLE ARKADAŞLARLAN GURUR DUYMAK TÜM TÜRK MİLLETİNİN HAKI OLMASINI İSTERİM ENDERİN SELAM VE SAYGILARIMLA NİYAZİ AKKILIÇ-İSTANBUL.BALKANOLOJİ BAŞKANI.


DUYURU

BALKANOLOJİ MERKEZİ
Balkanlarda Türk Dil Kültür Tarih Araştırmaları merkezinin kuruluşunun yegane amacı bütü Balkan Ülkelerindeki gecen 600 yıllık Türk –Müslüman Kültür Medeniyetinin varlığını araştırmak ve bu ülkelerde çeşitli sebebler yaratılarak kaybolan Mimari anıtlarımızın ve kültürel güzeliğimizin yıkılması, yok edilmesi, kaybolması, yakılması ve yıktırılması gibi birçok nedenlerlen GEÇMİŞ TARİHİMİZDEN BU ĞÜNE KADAR KENDİNİ KORUYABİLMİŞ VE DİMDİK AYAKTA KALAN Mimari kültür izlerimizin ve Osmanlı
Yapıtarınıo tek tek köy ve şehir demeden araştırarak , meydana getirmek istediğimiz Balkan Mimari Eserlerinin dünü ve buğünü diye Envanterini ve arşivini çıkarıp gereğinçe düzenlemektir.Bizlere bu konuda daha ayrıntılı ve verimli çalışabilmek için, daha bilimsel çalışmalarda bulunmak ve katkı saglamak, bilği alışverişini hızlandırmak, özğür ve daha çok yaratıcı birer bireyler olarak Balkanlılara genç Araştırmacılar yetiştirmek ve böylecede ilmi ve bilimsel sonuçlar çıkararak ortaya koyabilmektir.Böylecede Balkanlardaki yıkılan köprüleri yeniden inşa etmek demek Balkan Ülkeleri halkları arasında yeniden bagları genişleterek İşbirliği ve Dostluklar kurarak, kuvvetlendirmektir.Kardeşliği güçlendirmek gayesinlede Dünyamızın ve insanlığın daha güzel olabilmesi için Evrensel mücadeleleri Dünya Barışına, Demokrasi yolunda hak ve adaletini saglamakla yeni içerikli elemanlar saglanmasında, yetiştirilmesinde düşündüğümüz amaçlardan yeganesidir.
Balkanoloji di, kültür tarih araştırma merkezinin ayrıça kısa adıda BALKANOLOJİolarak
Saptanmıştır.Bu Kuruluş 1988 yılında bir Balkanlı Osmanlı kuruluşu olarak kurularak
İstanbul-Gaziosmanpaşa ilçesinde Tüm Balkan Türklerini kapsayan bir bilimsel araştırma kuruluşu olarakTarihi Türkiyemizin İstabul kentinde nufusun önemli bir bölümü Balkan Türkleri oluşturması göze alınarakBalkanlarda Dil, Kültür, Tarih Mimari ARAŞTIRMA MERKEZİ Kordinatörü ve Araştırmacı Sn. Niyazi Akkılıç Başkanlığında kurulmuştur.
Kuruluşumuz bütü Balkan Türklerine ve Göçmen Derneklerine kapısı açık olup gerekli Balkan ülkelerinle ilğili balkan Türklerinden bildikleri bilgileri, belgeleri, eserleri ulaştırmada gayret gösteren birçok Balkan Türkleri derneklerine ve Altay Tuna Dernegi Üyelerine gönülden teşekürler eder ve mütemadiyen daha hızlı bir akışla şu iletişime yer vermelidirler. niyaziakkilic@hotmail.com. http./balkanolojicom.tr.ğğ./ +9053579106.
Adres.Salih kardeşler cadesi.N.14. Berec-Gaziosmanpaşa/İstanbul.Niyazi Akkılıç.
  EĞEMENLİK-ÖZĞÜRLÜK
ULUSLARA EGEMENLİK FERTLERE ÖZĞÜRLÜK
M.K.ATATÜRK.

BİTİRDİM ESRİMİ SİLDİM KALEMİM
NİYAZİ AKKILIÇ

DİLDE ,FİKİRDE, İŞTE BİRLİK . İ.GASPIRALI-KIRIM

BALKANLARDA TÜRK KÜLTÜR VARLIGINI ARAŞTIRMAK BULMAK ,TANITIP YAYMAK HER TÜRKÜN EN KUTSAL GÖREVİDİR.

EGER MİLLETLERİ BİR BÜYÜK MEŞE AĞAÇINA BENZETİRSEK ,BU AĞAÇ MUHTAC OLDUGU NEMİ GEÇMİŞTEN ALIR VE O SAYEDE İSTİKBALE KÖK SALAR. ATALARIMIZIN BAKTIGI TARİHİ KÜLTÜREL ESERLER ,GELECEGİMİZİN EN BÜYÜK TEMİNATIDIR.ONLARI,YOK OLMAKTAN KURTARMAK BİZİM BİRİNCİ GÖREVİMİZDİR
NİYAZİ AKKILIÇ.

TÜRKÇEMİZ

ANALARIMIZIN DİLİ ,ANADİL ,DİLLER GÜZELLİK YERİNE KILIÇTAN KESKİN ,ÇELİK TEN SERT , KAYADAN SARP,BORADAN HIZLI, İPEKTEN İNCE ,KELEPEKTEN UÇUÇU, ÇİÇEKTEN RENKLİ ,ALTINDA PARLAK , SUDAN DURU ,TÜRKÇEMİZ....
NİYAZİ AKKILIÇ

EY TÜRK EVLADI
KİM OLDUGUNU, NERELERDEN GELDİĞİNİ VE ŞİMDİ NERELERDE OLDUĞUNU HİÇ SOR GULAMA FIRSATIN OLDU MU? BAYRAGININ RENGİNİ TOPRAĞINI KOKUSUNUN KANININ ASLETİNİN FARKINDA MISIN?

Türkün sesiTürklüğün sesi olmalıdır.
TÜRKLÜĞÜN DIŞINDAKİ SES TÜRKLÜĞÜN SESİ SAYILMAZ. Yahya Kemal.


BÜYÜK ŞEYLERLERİ YANLIZ BÜYÜK MİLLETLER YAPAR.
ATATÜRK

TÜRKLÜGÜN 6 İLKESİ
1:Siyasi varlıkta birlik .
2:Dil birligi
3:Yurt birligi
4:Irk ve menşe birligi
5:Tarihi karabet.
6:Ahlaki karabet

eger bir millet büyük se kendini tanımakla daha büyük olur.(ATATÜRK)

KUŞLAR GİBİ UÇMAYI BALIKLAR GİBİ YÜZMEYİ ÖĞREN dİK FAKAT Ç BASIT BİR SANATI UNUTTUK İNSAN GİBİ YAŞAMAYI BİLİYORMUSUN BUGÜN dÜNYA dOSTLAR GÜNÜ MESAJI SEV İĞİN dOSTLARINA GÖNdER EĞER BENdE O SEVdİĞİN dOSTLARINdAN BİRİYSEM BANAdA YOLLA BUNU ARKAdAŞLARINA GÖNdER BAK KAÇ CEVAP GELECEK EĞER 7 dEN FAZLA İSE SEVİLEN BİR dOSTSUN yazar:Alper akkılıç

ALLAHNASİP EDER,ÖMRÜM VEFA EDERSE ,MUSUL-KERKÜK VE ADALARI GERİ ALACĞIM.SELANİK DE DAHİL.BATI TRAKYAYI TÜRKİYE HUDUTLARI İÇİNE KATAÇAĞIM.MUSTAFA.KEMAL. ATATÜRK.


BALKANOLOJİ KÜLTÜR BAŞKANI NİYAZİ AKKILIÇ İBRET VERİÇİ SÖZLERİ

Balkan Türkleri bilinen Bulgaristan Türkleri Büyük önder ATATÜRK Düşünçelerine ve fikirlerinden esinlenerek ve cizdiği doğru politikalarından esinlenerek Bulgaristan Türkünün akılçı politikasınla doğru istikamette ilerleyerek,DELİORMAN VE RODOPLAR – Gülvadisi – Dobruca ve Tuna boyu Türkleri tek vüçüd birleşerek,Totaliter baskıçı Todor Jivkof yönetimine SİLAH KUŞANARAK SAVAŞMADAN, Dağa çıkarak isyan etmeden, TERÖR YARATMADANM,,Bulgaristanmda Zulümçü devletine resmi ve özel işyerlerini kırıp dökmeden Türklüğe yakışır bir şekilde,Avrupa ve diğer ülkelere örnek olabileçek şekilde Medeniyetinin Milli Türklük Şuurunla Sayın Liderlerinin AHMED DOĞAN ile Türk Milli ATATÜRKÇÜ Teşkilatının uyğuladığı DEMOKRASİ varlığının ğeleçegini, Özğürlük güneşinin doğacağını,Hak ve ADALETİN, Barışın var olaçagına inanarak H.Ö.H. nin kurulmasınla Jivkofun BKP nin 45 yıllık yönetimini YIKARAK tuz ve buz etmede Türklerin yıkıçı olmayarak çaLIŞMALARI HER ZAMAN TAMAMLAYIÇI OLDUĞUNU VE Bulgaristan Türkünün ulus olarak kültür değerlerine sahip çıkarak Türk varlığının BÜTÜNLÜĞÜNÜ GÖSTERMİŞ OLARAK ÖNEMİNİ,TANITIMINI VE YERİNİ LAYIK OLARAK GÖSTERMİŞTİR. Niyazi akkılıç-Balkanoloji başkanı.



2.TÜRK DİLİ ,TÜRKÇE DEMEK TÜRK DEMEKTİR.
Ne Mutlu Türküm diyene.


3.Milletce, aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi, milli,Birlik ve Beraberlik için ,vatan için, fedakarca çalışan, serdenğeçen Alperen Mehmetçikler en kutsal duyğularlan selamlar sevği, sayğı, ile hürmetli dualarımızı balkan Türklüğü olarak içtenlikle sunarız.
4Her kahraman vatansever Bayrağının direğidir.Gönüllerde layık olmalı, her Türkün başı göklere değmelidir.Albayrağı saglam tutmak en büyük ödevimizdir.Sen Necipsin Türk MİLLETTİ BU SENİN KUTSAL VAZİFENDİR.. NİYAZİ AKKILIÇ- Balkanoloji başkanlığının sözlerinden.


5.Şehit gazilerimizin şanlı hatırı için Balkan Türkleri ve Deliorman Türkleri tüm Bulgaristan Türkleri şehit ve gazilerimize minnet ,şükran, sunarak, Dualarını kalplerinin enderinliğinden ifa etmektedirler.. Balkanoloji başkanı Niyazi akkılıç.istanbul


6.Sizler unutulmayan ruhumuzun çiçegi olan şanlı şehitlerimiz,Sizler her zaman HİLALİN ve Yıldızların cennet mekanınıda görmelisiniz. Sizler Türk Millettinin kırçiçegi ve Balkan TÜRKÜNÜN kardelanısınız ölümden korkmayan aşıklarsınız. SİZİNLE Tüm Dünya Türkleri gurur ve onur duyarak okudukları Dualarlan Fatihalarla yanınızdadır.NiyaziAkkılıç.Balkanoloji kültür başkanı – İstanbul



7.Balkanlar 600 yıl Türklük yaşadı.Bu Memleket Tarihte Türktü,Şimdiki Durumundada Türklük yasşamaktadır.Balkanlarda Türk varlığı var oldukça, Türklük ebediyen var olaçaktır.Türk toplumunun yegane dayanağıda TC NİN Dimdik ayakta var olmasıdır.
Milletim TÜRK.Vatanım Türkiye,Ülküm Türklüktür.Ulu önder ATATÜRK REHBERİMİZDİR.En büyük Türkiye Canımız kanımız sizlere feda olsun. Balkanoloji başkanı Niyazi AKKILIÇ-İstanbul. Adımız Türk ve Andımızdır.Bulgaristan ve Deliorman Türkleri olarak,Türklük adına, Vatan ve Bayrağımız adına ,Türklük ugruna Canımızı ve kanımızı hiç esirgemeden korkmadan koyarız. Balkanoloji başkanı.NİYAZİ AKKILIÇ- İstanbul.Nasıl güçlü oluruz, Bir araya gelemezisek.Nasıl sahip çıkarız geleçeğimize, Geçmişimizi bilmezisek, Biz neler anlatırız ki var olan torunlarımıza ve genç neslimize. Atalarımızı tanıyıp araştırıp anlayamazisek .Nasıl karşı koyarız zulmün zorbalıklarına.Biribirimizi tanıyıp güçümüzü bilmezisek, Gelin bir yol bulalım ,Bir olalım. Balkanlarda Türk Birliğini kuralım. Böylecede yıkılmaz bir kale olalım. Türkün GÜÇÜNÜ BİRDEFA DAHA CİHANA GÖSTERELİM. Balkanoloji başkanı NİYAZİ AKKILIÇ-İSTANBUL. Aziz Balkan Türkleri,ARTIK BU GÜNÜMÜZÜ,Geçmişimizi ve geleçeğimizi çok doğru olarak bilerek konuşalım ve düşünçelerimizi istikbalimizin aynası olmasına yardımcı olalım.Türk ğibi Diri olalım Kale olarakta ayakta olalım.
Balkanoloji kültür başkanı Niyazi akkılıç- İstanbul.

Bu memleket, Dünya'nın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna
mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne en aşağı yedibin
senelik Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin
içindeki çacuk, tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk, tabiatın
şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından korkar gibi oldu sonra
onlar alıştı. Onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Birgün o
tabiatın çocugu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu.
TÜRK oldu.
TÜRK budur;
Yıldırımdır,
Kasırgadır,
Dünya'yı aydınlatan Güneştir.
Bugün 19 ziyaretçi (258 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=