BALKAN KÜLTÜR ESERLERİ  
 
  “BAĞIMSIZ KÜRT DEVLETĐ” PROPAGANDASI 18.10.2018 04:51 (UTC)
   
 
HTTP://WWW.TURKCUTURANCi.COM
“BAĞIMSIZ KÜRT DEVLETĐ” PROPAGANDASI
Farsların gayet geri ve iptidaî bir kolu olup Đran, Türkiye ve Irak’ta yayılmıs bulunan Kürtleri bir devlet
ve millet durumuna getirmek yolundaki istekler epey eskidir...
Bütün iptidaî topluluklarda olduğu gibi Kürtlerde de yabancı devletlerin kıskırtmasıyla baslayan bu
hareket Kürt çoğunluğu arasında değil, onların zengin ağa sınıfı ile okumusları arasında itibar
görmüstür. Çünkü bağımsız bir Kürdistan’tan faydalanacak unsur bunlardır. Kurulacak Kürdistan’da
idareci ve yüksek sınıf olacaktır.
Birinci Cihan Savası sonunda ortaya çıkan “Kürt Teâli Cemiyeti”, Osmanlı Devletinin kendisinden
sayarak yüksek makamlara getirdiği Kürtler tarafından kurulmustu. Dergileri yayınlanıyordu.
Mütareke yıllarında Kadıköy Sultanisi’nde okurken Arapça ve Siyer-i Nebî hocamız olan Mihri Efendi,
Kürt milliyetçisi olduğu için bize Türklük ve Türkçülük aleyhinde propaganda yapar, Kürt dergileri
dağıtırdı. Bir gün: “Sakın Türk’üm demeyin. Öteki unsurları gücendirirsiniz. Osmanlıyım diyin” diye öğüt
vermisti. Dağıttığı dergilerin birinde Kürtlerin Asurlular neslinden geldiği yazılıydı. Kürtleri öven bir
manzumede de “sularla dağların kib-i gururûndan doğan Kürtler” diye bir mısra vardı.
Tabiî bütün bunlar köksüz, iptidaî bir cemaat olmanın verdiği zavallılıktan doğuyordu. Zencilerin,
kendilerini eski Mısır medeniyetini yaratan insanların torunları diye görmek istemeleri gibi Kürtler de
Asurluların soyundan geldiklerini iddia ederek biraz itibar kazanmaya çalısıyorlardı. Fertlerdeki asağılık
kompleksinin bir takım atıp tutmalara sebep olması gibi bunlar da sularla dağların kibrinden ve
gururundan doğduklarını hayal ediyorlardı.
Millî zaferden sonra bütün vatan hainleriyle birlikte Kürtçüler de sinmis, Mihri Efendi de sakalını
kazıyarak avukatlığa baslamıstı. Atatürk’ü öven bir yazısını hatırlıyorum.
Bugün Kürtçülük safsatası yine hortlamıstır. Yalnız Millî Güvenlik Kurulu’nun değil, herkesin bildiği gibi
Türkiye’de bağımsız Kürdistan kurmak isteyen bir güruh vardır. Bunlardan bir takımı Milli birlik
Hükümeti zamanında tutuklanmıs, sonra delil yetersizliğinden ve aflardan faydalanarak salıverilmistir.
Đçlerinden bir tanesi senatör seçilmis, fakat Amerika’ya kaçarak kürtçülük yapmaya baslamıstır.
Kürtçüler, açıkça kürtçülük yapamayacakları için davalarını “Türkiye’nin doğusu davası” haline öne
sürmekte ve Türkiye’nin doğusunun da “Türk” olduğunu unutmus gözükmektedirler. Simdilik yaptıkları
baslıca is, bir Türk davasının mevcut olduğu hakkındaki yayınlarıdır. Bu yayınla doğunun Kürt ülkesi ve
Kürtlerin de mühim bir millet olduğu umumi efkâra kabul ettirmek istemektedir.
Đstanbul’un mühim gazetelerinden olan Yeni Gazete’nin 1967 Mart sayılarında “Barzani’nin
Karargahında” baslığı ile çıkan bir tefrika bu bakımdan dikkate değer.
Tefrikayı yazan, doğan Kılıç Sıhhasananlı adında Alevi bir Kürt’tür. Uzun yıllar Amerika’da kalarak
yetistirildikten sonra Türkiye’ye dönmüs ve kürtçülük yapmaya baslamıstır. Özel konusmalarında bu
propagandaya tanık olanlardan biri Ötüken Yazı Đsleri Müdürü Mustafa Kayabek, biri de Ankara’da
Kimyager Đsmail Hakkı Gökhun’dur. Doğan Kılıç Sıhhasananlı, son defa Elbistan’daki bir saz sairleri
toplantısını kürtçülük ve Alevilik toplantısı haline getirdiği için tutuklanmıs olan kisidir.
Yeni Gazete’de 8-29 Mart 1967 tarihleri arasında da devam eden tefrika, Barzani’yi ve hareketini
anlatmaktan ziyade kürtlük ve kürtçülük yapmak gayesiyle kaleme alınmıstır. Çünkü bu tefrikada
“Maresal (!) Mustafa Barzani” bir devlet baskanı olarak tanıtılmaktadır. Bu devletin valileri,
kumandanları, milli emniyet teskilatı, mahkemeleri, okulları, kanunları ve her seyi vardır. Hareket
tamamiyle milli bir harekettir ve Hırıstiyan Kürtler de bu hareketin içindedir. Barzani’nin yanındaki
Kürtler’den bazıları Türkiye Kürtleridir.
Tefrika bittikten sonra su hükme varılabilir ki bunu okuyan Türkiyeli bir Kürt, bu masallara biraz
inandığı takdirde kendi devletine hizmet için Barzani’nin yanına gitmek arzusu pekala duyabilir.
Doğan Kılıç, kürtçülük düsüncesine kendini o kadar kaptırmıstır ki 8 Mart tarihli tefrikaya kendisinin, iki
Kürt muhafızla birlikte çekilmis bir resmini koymaktan nefsini alamamıstır. Bu resimde Doğan Kılıç da
Kürt kılığında ve elinde tomson olduğu halde gözükmektedir. Zaten Barzani gibi komünist ülkesinde
yetistirilerek komünist usulü çetecilik yapan bir adamın dağlardaki karargâhına kadar giderek onunla
konusabilmesinin kerâmeti herhalde Doğan Kılıç’ın sahsiyetinin Barzani’ye güven vermesidir.
Bu tefrika her bakımdan bir kürtçülük propagandasıdır demistik. Delilleri sunlardır:
Barzani, Mao-çe-tung kadar büyük bir gerillâcıdır. (8 Mart tefrikası)
Đran, Irak ve Türkiye’nin bazı parçaları Kürdistan’dır. Mesela Barzani, Đran Kürdistanı’nda Mahabat Kürt
Cumhuriyetini kurmustur... (8 Mart tefrikası). Irak Kürdistanı’nda soyadı yoktur. (17 Mart tefrikası).
Türkiye’de Türkmen sülâleleri Kürdistan’ı isgal etmislerdir (11 Mart tefrikası).
Barzani’nin eskiyalarından Đsa Suvar “Zaho kahramanı” (11 Mart tefrikası, Đsa Bey “kuzey kolordu
kumandanı” (19 Mart tefrikası), Ahmet Salih “Kerkük valisi” (25 Mart tefrikası), Sıddık Emin “Gıleha
bölgesi ikinci merkez kumandanı”dır (25 Mart tefrikası).
Görülüyor ki, Barzani eskiyalarının hiçbir zaman yaklasmadığı bir Türk sehrine Kürt vali(!) tayin etmek
gönüllerinde yatan arslanı göstermektedir. Kuzey Kolordusu kumandanı, Milli Emniyeti, mahkemesi
olduktan sonra neden Kerkük valisi olmasın? Barzani'nin belki Hakkari, Van, Diyarbakır valileri ve
merkez komutanları da vardır ama Doğan Kılıç nezaketinden dolayı onlardan bahsetmemistir.
Ayrıca, yalnız güneylerdeki Irak kuvvetleriyle çarpısan bu Kürtlerin bir de kuzey kolorduları bulunması,
kuzeylerdeki Türklere karsı niyet ve maksatlarını açığa vurması bakımından ilgi çekicidir. Bundan
baska, sırf Irak ordusunun beceriksizliği yüzünden dağlarda tutunmayı basaran bir eskıya reisini milli
kahraman diye tanıtarak kürtçülük propagandası yapmak Türkiye’deki kürtçülüğü körüklemek olacağı
için hükümet bunun üzerine eğilmelidir. Çünkü gaye ve karakter bakımından 1967’nin Molla Mustafa
Barzani’si ile 1925’in Silvanlı Seyh Said’i arasında hiçbir fark yoktur. Đkisi de bağımsız Kürdistan davası
pesindendirler. Seyh Said’i Đngilizler kıskırtmıstı. Molla Barzani’yi de Ruslar kıskırtıyor. Kürt bağımsızlığı,
perdenin göstermelik tarafıdır. Perdenin arkasında yabancı devletlerin çıkarı vardır ve Kürtler masadan
baska bir sey değildir. Farzı muhal bağımsız olsalar bile Türk’e ihanet edip de ayrılan Araplar’ın basına
gelenlerin daha korkuncu Kürtlerin basına gelecektir. Kürtlere göre çok kalabalık, medeni ve mazisi
olan Arapların durum Kürtlerin gözünü açmalıdır. Araplar, Yahudilere yenilseler de ortadan kalkmazlar.
Đptidaî, mazisiz ve azlık Kürtler ise yarın medeni ve teskilatı Ermenilerin karsısında yok olup giderler.
Doğan Kılıç Sıhhasananlı, Amerika’da kaldığı süre içinde herhalde modern propaganda usullerini iyi
öğrenmis olmalıdır. Çok fakir bir malzemeye dayanmasaydı daha çok basarı sağlayacağı muhakkaktı. 9
Mart 1967 tarihli tefrikada silahlı, güzel bir kız resmi var. Çekik gözleri, çıkık elmacıklarıyla bu kız Orta
Asya Türk’ü olduğu derhal anlasılan bu kız resminin altındaki açıklamalardan Margaret adında
Hırıstiyan bir Kürt olduğunu ve savaslarda büyük kahramanlık gösterdiğini, adının cihana yayıldığını
öğreniyoruz. Hepsi iyi ama bu kızın Kürt olduğuna dair noter senedi veya Anayasa Mahkemesi kararı
getirseler yine kimse bu kızın Kürt olduğuna inanmaz. Çünkü o tipik bir Özbek veya Kırgızdır. Böyle
Kürt, hele böyle güzel Kürt olmaz. Đstanbul’daki on binlerce Kürt vatandasımızı göre göre Kürtler
hakkında görgüye dayanan bir kanaatımız olduğu için Margaret’in Kürt olduğuna inanmakta mazuruz.
Olsa olsa Moskoflar tarafından Barzani’ye sekreter diye verilen bir ajan kontrolcu olabilir.
Bizim burda Doğan Kılıç’tan öğrendiğimiz en mühim bir husus Safiî, Siî ve Hırıstiyan Kürtlerin birlikte
çalısıp mücadele ettikleridir. Bunu bizim yobazlara ithaf ediyorum. Samanî, Musevî ve Hırıstiyan Türkler
söyle dursun, Siî Türkleri bile reddeden bu kaba softaların nasıl bir gaflet, cehalet ve hamakat içinde
bulundukları bir kere daha ortaya çıkmıs oluyor.
Sıhhasananlı’ın tefrikası savcılık tarafından ele alınmalıdır. Türkiyeli Kürtlerden bazılarının Barzani’nin
yanına gitmesi herhalde söylece geçistirilecek bir olay değildir. Barzani’nin elindeki silahların nereden
sağlandığı meselesi de ayrı bir konudur. Irak ordusundan alınmıstır diye kestirip atmak büyük bir
kavrayıssızlık olur. Son yıllarda Almanya’dan kaçak olarak sokulan silahların Irak sınırına kadar gittiği
hakkında bir takım söylentiler duyuldu ve bazı kaçakçılar gazetelere geçti. Bunların üzerinde
durulmuyor mu, bilmiyoruz. Duruyorsa yalnız durulmakla mı kalınıyor, yoksa tedbirleri de alınıyor mu?
27 Mayıs 1960’tan sonraki asırı hürriyetlerin ve idarî gevsekliklerin, Türkiye’yi her hareketin
yapılabileceği bir ülke haline soktuğu yolundaki kanaati değistirmeli. Basın hürriyeti milletin
manevîyatını çökertmeye kadar varacak mıdır? Bunların üzerine dikkatle eğilmeli. Đmkansız ise Meclis
ve Senato harekete geçmelidir. Çünkü hürriyet için hürriyet olmaz. Hürriyet, milletin saadeti içindir.
Milleti batırmaya yarayacak bir hürriyet, korunma çaresi olmayan âsumâni bir beladan baska bir sey
değildir.
(19 Ağustos 1967)
Ötüken Dergisi, Eylül 1967, Sayı: 45
ZAMAN HÜKMÜNÜ VERĐYOR
Dünyanın neresine bakılırsa eski yanlıslıkların cezalandırıldığını gösteren hükümler görülüyor. "Zaman
en büyük hâkimdir" sözü çok doğru. Bu büyük hâkimin ibretle bakılacak hükümleri, özellikle sahıslara
değil de toplumlara, milletlere ait olanlarda göze çarpıyor. 6 Ekim 1973'de baslayan Dördüncü Arap -
Yahudi Savası bu bakımdan çok düsündürücüdür. 80 - 90 milyonluk Arap milletinin 2 - 3 milyon Yahudi
karsısındaki zelîlâne durumu, biz Türkler'e hemen Birinci Cihan Savası'nda tebaamız olan Araplar'ın
ihanetini hatırlatıyor, aynı zamanda Đslâm Halifesi olan Türk Padisahına karsı Đngilizler'le birleserek
ordumuzu arkadan vurmalarındaki dinî - ahlâkî rezaleti düsündürüyor. Binlerce Türk askeri öldürülerek,
hatta "Serif Hüseyin" geliyor diye koyun gibi boğazlanıp kurban edilerek büyük bir Arap devleti
kurulacağını sananların bugünkü durumu, ihanetin zaman tarafından nasıl cezalandırıldığının en parlak
örneğidir. Türkler'e karsı yapılan ihanet ve vahset yönünden Hıristiyan Ermeniler'le Müslüman Araplar
arasında hiçbir fark yoktur. Türk devletine baskaldırıp Türk Milleti'ne karsı suç isleyen Balkan
milletleriyle Araplar'ın çektikleri, daha da çekecekleri, ileriyi görmemenin, kendi gücünü tartamamanın,
iyiliğe kemlikle karsılık vermenin sonucudur. Zaman, hükmünü veriyor ve öcünü alıyor. Türkiye'yi
haritadan silmek için uğrasmıs bulunan Đngiltere'nin koca imparatorluğunu kaybedip ikinci kümeye
düsmesi de aynı tarihî kanunun icabıdır.
Baska milletlerin basına gelenleri bir yana bırakıp kendimize bakarsak yine ibret verici örneklerle
karsılasırız:
1944'de Türkçüler tutuklanıp mahut 19 Mayıs nutku ile vatana ihanetle suçlandıkları zaman o devrin
tek partisi olan Halk Partisi'nin Türkçüler hakkındaki tahkikatının neticesi olan rapor, dava dosyasının
basına eklenmisti. Bu raporda Türkçülere isnat olunan suçlardan biri, "soyadlarını eski Türkler ve
bugünkü Macarlar gibi küçük addan önce kullanmaları", bir de "Halk Partisi ileri gelenlerinden hiçbir
yerde övücü dille bahsetmemeleriydi." Parti, kendi kendisine gelin güvey olarak baskanını Millî Sef ve
değismez genel baskan ilân etmisti. Halk Partisi ileri görüsten tamamen mahrum olarak kendisinin
daima iktidarda kalacağını sanıyor, Millî Seflerinin günün birinde ne hale düseceğini aklına bile
getirmiyordu. Millî Sefleri de, herhalde geleceği hiç sezemediği için olacak, her nutkunda partisinin
büyüklüğünden, tesirinden bahsetmeyi ihmal etmiyordu. Sonra ne oldu? Millî Sefin sırf oy toplamak
için dehsetli bir tarihî gafletle ortanın soluna kaydırmak istediği parti asırı sola kayarak ve en seçkin
unsurlarını kaybederek bugünkü sekline girdi. Basına da tarla ve su yağmasını mesru gösteren biri
geçerek Millî Sefi partiden uzaklastırdı. Gerçi o, partiden kendi çekildi ama tecrit olunmus bir halde
kalmakla çekilmek arasında bir fark olmadığı için Millî Sefin istifası siyasî hayatındaki bozgunların en
büyüğüdür. Yeni Halk Partisi, Millî Sefi o kadar kendisinden saymıyordu ki, Bakırköy Parti Merkezi, bina
değistirirken Đnönü'nün büstünü almaya bile lüzum görmeyerek onu çöpler ve molozlar arasında orada
bıraktılar. Bu büstün resmi ve hikayesi 20 Eylül 1973 tarihli Tercüman gazetesindedir. Đbretle seyre
değer.
Devlet baskanlığı etmis bir insanın büsbütün yere atılması süphesiz ona hakarettir. Đnönü yanlıs
hareket etmeseydi böyle bir muameleye uğramayacaktı. Onu büyük yanlıslığa sürükleyen sebeplerin
basında, sahsî yetersizliği bir yana, Atatürk'e karsı duyduğu büyük kıskançlığın ve hıncın tesiri vardır.
Basbakanlıktan atılmasını hazmedemediği için pullardan ve paralardan Atatürk'ün resmini kaldırmak,
baskanlığı süresince Anıtkabir'i yaptırmamak, bu kabrin niçin yapılmadığını soran "Yücel" dergisini
kapatmak ve en sonra da röportaj mahiyetindeki hâtıratında imâlı ifadelerle Atatürk'e vurmak baska
hiçbir sebeple tevil olunamaz. Vaktiyle komünistlikten mahkûm olmus bir yazarın öne sürdüğü gibi
Đnönü hiçbir zaman "Đkinci Adam" olamamıstır. Đkinci Adam, Anadolu'ya Atatürk'ten daha önce geçip
kolordusunun kumandasını ele alan ve Atatürk'ün Đstanbul hükümetince tutuklanmasını önleyip
Ermenistan'ı zaptederek ele geçirdiği çok sayıda silâhla büyük taaruzun basarısını sağlayan Kâzım
Karabekir Pasa'dır. "Seyh uçmaz, onu müridleri uçurur" meselinde olduğu gibi Đnönü'yü bu kadar sisirip
tecrübeli kaptanlığa çıkaranlar onun yakınları, dostları, bu arada da damadıdır.
Damadı Metin Toker, Đnönü için yazdığı birkaç eserse onun siyasî ustalığını ispata çalısmıstır. Fakat bu
arada bilerek mi, bilmeyerek mi kestirilemez, Đnönü aleyhinde hüküm verdirecek öyle seyler anlatmıstır
ki, insan hayretler içinde kalır. Bundan baska Türkçe'yi iyi bilmediği anlasılan Toker'in cümlelerindeki
kastını anlamak için bazen çok dikkatli olmak gerektiği de hakikattır. Türkçe'yi iyi bilmiyor derken, tabiî,
yazılarına bakıyoruz. Metin Toker'in "benimle, seninle, onunla" diyecek yerde "benle, senle, onla" diye
konusan zümreye mensup olduğu anlasılıyor. Milliyet gazetesinin 30 Eylül 1973 tarihli sayısında "Seçim
Sonrasının Havasını Seçim Öncesi Yapar" baslıklı yazısı "Eğer 1960 en çok nenin sonucudur denilecek
olursa..." diye baslıyor. Buradaki "nenin" kelimesi fahis bir yanlıstır ve azınlık Türkçesidir. Doğrusu
"neyin" olacaktır. Bilindiği üzere "ne" ve "su" kelimelerinin genetif sekli umumî kaide hilâfına olarak
"nenin", "sunun" değil, "neyin" ve "suyun" seklindedir.
Aynı yazının birkaç satır asağısındaki su ifadeye bakın: "Buna rağmen, lider kadrosundaki bile
düsmanlık tesvikçiliğinin derecesini suradan anlıyoruz ki..." Bunun doğrusu da söyle olacaktır: "Buna
rağmen lider kadrosundaki düsmanlık tesvikçiliğinin bile derecesini suradan anlıyoruz ki..." Bunlar baskı
ve mürettip yanlısı olmayan bir yazar için ayıp sayılan hatalardır. Metin Toker bu vahim hataları yalnız
dilde değil, tesbihlerde de yapmıstır. Bu yazısında Türkiye'yi Hotantolar'a benzetmesi herhalde zarif bir
nükte değil, çirkin bir benzetmedir. Temsilde hata olmaz denilmesine rağmen hiç kimse, nükte
yapıyorum diye anasını fahiseye, babasını yankesiciye benzetemez. Metin Toker'den, Türk Milleti'ni, hiç
olmazsa, yeni bir sevgili bulduğu söylenen Acem sahını savunduğu kadar savunması, hele Halk
Partisi'ne rey vermeyin diyen çok yaslı kaynatasını kırmamak için Halk Partisi'ne oy vermeyeceğini
gazetede ilân etmemesi beklenirdi.
Bütün bunlar için yazımızın baslığını tekrarlıyor; zaman, hükmünü verir diyoruz. Cumhuriyetin ellinci
yılında daha dayanısmalı bir millet değilsek, Üçüncü Cumhurbaskanı vatandas haklarından mahrumsa,
Türklük düsmanı haline gelen solculuk alabildiğine ilerlediyse, söyle bir düsünün, bunun illet-i ûlâsı
nedir? Bunun ilk sebebi, Türkçülüğü maceracılık sanan, Hasan Ali ve Tonguç Babaları maarifin basına
getiren, fikirlerini Falih Rıfkı vasıtasıyla savunduran, milletin batı ve Yunan klâsikleriyle kalkınacağını
düsünebilen (Tanrım! Ne düsünce) Millî Sef, büstü kendi partisi tarafından çöpe atılan Millî Sef değil
midir? Zaman yalnız hükmünü veriyor değil, zaman öcünü de alıyor.
Ötüken Dergisi, 11 Ekim 1973, Sayı: 118
3 MAYIS 1944
3 Mayıs Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. O zamana kadar yalnız duygu ve düsünce olan,
edebi ve ilmi sınırları pek de asmıyan Türkçülük, 1944 yılının 3 Mayısında birdenbire hareket oluverdi.
Ali Suaviler, Süleyman Pasalar, Mehmet Eminler, Ziya Gökalplar, Rıza Nurlar yalnız duygu, düsünce, is
Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamıslardı. Çırağan baskını Türkçü Ali Suavinin siyasi bir
hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sıhhiye Vekili olduğu zaman gayri Türkleri atarak yerine
Türkleri yerlestiren Rıza Nur fiili Türkçülük yapıyordu. Fakat bu da hareket değildi.
Türkçülükte ilk hareketi 3 Mayıs 1944 Çarsamba günü, Ankara'daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı.
Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususi bir serefi vardır
Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. Ona bir bayram diyemiyeceğiz. Çünkü yıllarla süren büyük
ızdırabımız o gün baslamıstır. Ona bir matem demek de kabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların
arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahsı ile yamanı
ayırmak fırsatını vermistir. O güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük 3
Mayıs'ta gafletten ayrılmıs, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüs, can düsmanlarını tanımıs,
dost sandığı hainleri ayırt etmis, hayalin yumusak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düsmüstür.
Böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar bosa gitmis sayılmaz. Bundan dolayı biz 3
Mayıs'a Türkçülerin günü deyip çıkıyoruz.
Hoslanmayanlar onu benimsemesin. Yalnız kendilerine benzeyenler, yani Türk'e benzemeyenler onu
yadırgamasın. Biz 3 Mayıs'ı sevmekte devam edeceğiz.
Türkçülük, tek sandığı düsmanına karsı 3 Mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme
ile öğrendi. Bu milli hareketin zaferinden korkan Türkçülük düsmanları, Türkçüleri ortaçağı andıran
vahsetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartısmaya çağırmak garabetini
de gösterdiler. Tarih bunu bağıslamayacak ve Türkçüler günü olan 3 Mayıs, bir gün Türklerin günü
olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde layık oldukları akıbete uğrayacaklardır.
Türkçüler toplu veya yalnız, her yerde 3 Mayıs'ı analım. Analım ve Kür Sad'ın hatırasını yüceltelim...
Ne mümkün zulm ile bidad ile imha-ı hürriyet,
Çalıs, idraki kaldır muktedirsen ademiyetten!
Kür Sad, 1946, Sayı: 2
Orkun, 1962, Sayı: 3-4
3 MAYIS 1944
Bundan 29 yıl önce Ankara'da yapılan bir yürüyüs, bugün farkına varılmamıs olmakla beraber, Türk
tarihinin gidisi üzerine son derece tesirli olmustur. Havadaki zehirli gazla boğulacak hale gelmis bir
insana oksijen verilmesi, asırı hummâ içinde kıvranan hastaya bir antibiyotik sırıngası yapılmasının
yaratacağı sifa gibi, dikta idaresi altında yasayarak o diktanın hiç umursamadığı komünizm
propagandasının çökertmeye çalıstığı bir toplumu 3 Mayıs 1944'te Ankara'da yapılan bir gençlik
yürüyüsü uyarmıs, tehlikeyi gördükleri halde ses çıkarmayanlara cesaret ve ümit vermis, tek partili
idare olduğu halde Millet Meclisi’nde de görülen heyecanla Türkiye'yi bir "içten vurulma" tehlikesinden
kurtarmıstır.
Bu kurtarısın kahramanları, büyük çoğunluğu yüksek okul ve üniversite öğrencisi olan birkaç bin
gençtir. 3 Mayısın gerçek değerinin kavranmamıs olması o zamanki idarenin, hepsi kendi elinde
bulunan basın ve radyo ile yaptığı aralıksız propaganda yüzündendir. Sosyalist maskesi altındaki
komünizm Türkiye’yi Rusya’ya katmak konusundaki niyetini memleket mukadderatına hâkim olanlar
anlayamamıslardı. Yirminci yüzyılda, idare basında bulunanların mutlaka herkesten iyi ve doğru
düsüneceği kabul etmeye imkân yoktur. Türkiye’de de ehemmiyetsiz görevlerde bulunan veya henüz
okuma çağında olan bir takım gençlerin tehlikeyi bastakilerden daha çok isabetli görmüs olmasından
hiçbir fevkalâdelik aranmamalıdır. Bu, bir dereceye kadar mizaç ve yaratılıs meselesidir.
Uzun süre devleti idare etmis olan Halk Partisi'nde 1938'den sonra bir Đnönü'yü yüceltme çağı
baslamıs, evvelce Atatürk için kullanılan "Milli Sef" deyimi ona mal edilmis, pullardan ve paralardan
Atatürk’ten üstün olduğu havası yaratılmak istenmistir. Halbuki bu çok yanlıs bir davranıstı. Çünkü
Atatürk, Rusya'da ortaya çıktığı zaman, hakkında kimsenin ve tabiî kendisinin de bilmediği komünizm
ve onun Türkiye için tehlikesini anlamıs, tedbirlerini almıs olduğu halde Đnönü komünizmin nasıl bir
bela olduğunu bir türlü idrak edememis, "Sağcılar" dediği Nurcu vesaire makulesini gözünde büyüttüğü
halde bugün toplu olarak anarsist adı altında anılanların gayesini bir türlü kavrayamamıstır. Anarsistler
üniversiteyi isgal ettiği zaman boykotla isgalin aynı sey olduğunu söyleyecek kadar vahim bir hatâ
yapmıs, bu da yetmiyormus gibi Türkiye'yi mahvetmek istedikleri için idama mahkûm edilen üç
komünistin idamını durdurmak tesebbüsü ile, ilerde tarihin çok olumsuz hüküm vereceği bir harekette
bulunmustur.
Kafa ve gönül yapısı bu olan Đnönü'nün 3 Mayıs 1944 yürüyüsüne iyi gözle bakmasına süphesiz imkân
yoktur. Bu sebepledir ki "Türkçü" kelimesinden ömrü boyunca ürkmüs, bu ürkmede çevresinin de
büyük ölçüde tesirinde kalmıstır. Onda batıya karsı garip bir kompleks vardır. Türkiye'nin manevi
kalkınmasını klâsiklerin Türkçe'ye çevrilmesinde görmesi bunun delilidir. Halbuki artık roman ve
piyeslerle yahut eski Yunan felsefesiyle milletlerin kalkınma imkânının olduğu çağda değiliz. Bugün her
zamankinden çok milliyetçilik çağıdır. Beynelmilelci olduklarını iddia eden komünist devletler bile asırı
bir milliyetçiliğin içindedir. Bu, sosyal bir kanundur: Toplumlar yayılmak ve büyümek için çatısır,
çarpısır; bunun için her vasıtadan faydalanır. Böyle bir sosyal kanun olmasaydı barısçı Đsa'nın dinindeki
milletler asırlarca savasmaz, Budist Japonlar savasın sözünü dahi etmez, kardes Müslümanlar birbirinin
canına kasdetmezdi.
Bu sebeple yabancı klâsiklerin tercüme edilerek Türk gençliğine okutulması onlarda bir asağılık
duygusu yaratmaktan baska sonuç vermemistir. 20-25 yasındaki gençlerin saheser diye hep Yunan,
Lâtin, Batı, Acem, Arap, Rus eserlerini okursa "demek benim milletimin saheseri yokmus" düsüncesine
kapılmasından tabiî ne olabilir?
Đste Türkçüler, Türk milletinin manevî kalkınmasını önce komünizmin yok edilmesinde, sonra millî
kültürün diriltilmesinde anladıkları için Đnönü ile bağdasamamıslar, onun tarafından Türkiye’yi bütün
dünya ile düsman etmek için uğrasan kisiler diye ilân edilmislerdir.
Türkçüler su memlekette hiçbir zaman iktidara geçmedi. Đnönü ve partisi uzun yıllar iktidarda kaldı ve
istediği icraatı, propagandayı yaptı. Acaba zaman kime hak verdi? Tecrübesiz, çoluk çocuk sayılan
1944’ün gençlerine mi?, yoksa tecrübeli kaptan olduğu ilan edilen Đnönü’ye mi?
Onun tecrübeli kaptan olduğu hakkındaki sözü, Đkinci Cihan Savası'nda Türkiye'nin harbe girmesi ve
bunun Đnönü’ye mal edilen bir basarı olarak kabul edilmesinden doğmustur. Acaba gerçek böyle midir?
Türkiye, bilfarz Yugoslavya’nın topraklarında kurulmus bir devlet olsaydı veya Đngilizler vaadettikleri
savas malzemesini bize verebilselerdi tecrübeli kaptan onu yine savasın dısında tutabilir miydi.
Bunlardan baska Türkiye’nin savasa girmeyisinde Von Papen'in büyük rolünü asla unutmamak lazım.
3 Mayıs yürüyüsü milletin gözünü komünizme karsı açan bir millî harekettir. O tarihten baslayarak
okullarda hakikî milli tarih okutulsaydı, millî eğitimin bazı kilit noktalarına komünistlerin sızmasına
meydan verilmeseydi 12 Mart muhtırasına sebep olan anarsi doğmayacak, bir takım gençler Türk
milletinden zorla koparılmayacak, ahlâk değerleri çökmeyecekti. Anarsi hareketleri dediğimiz
kargasalıklar, dikkatle mütalâa olunursa gayet korkunç bir ruh halinden doğmakta, âdeta bir milletin
intihar etmek istemesi gibi bir manzara göstermektedir.
Komünizm, sosyal bir isteriden baska bir sey değildir. Onun hâkim olduğu hiçbir ülkede sosyal adalet
ve iktisadi refah sağlanamadığı halde fasist veya kapitalist denilen demokrat ülkelerin pek çoğunda bu
is basarılmıstır.
Komünizmin iktidara geçtiği günden beri Rusya'nın Türkiye hakkındaki kötü niyetleri Çarlık Rusya'sının
kötü niyetlerinden bir parça bile sapmamıstır. Boğazlarda üs istemenin baska mânâsı var mıydı?
3 Mayıs'ı yapan Türkçülerin suurla ve inançla bildikleri gerçek: Komünizmin Türklüğe kasdeden bir
tehlike olduğu idi. Son iki yılın olayları, sürüp giden Sıkıyönetim mahkemeleri, bu mahkemelerde ortaya
dökülen hakikatler Türkçülere hak vermistir.
3 Mayıs bir çok Türkçünün büyük sıkıntı ve ıztırabı ile kapanmıstır. Fakat 3 Mayıs devam etmektedir:
Ötüken'in Yazı Đsleri Müdürü Kayabek, asağı yukarı 6 yıl önce baslayan bir davanın sonucu olarak
mahkûm edildiği 15 aylık hapisi etmek üzere, esini ve birisi bebek olan dört çocuğunu Đstanbul’da
bırakarak, doğum yeri olan Eğin'e hareket etmistir.
Önümüzdeki yüzyılın tarafsız tarihçileri 3 Mayıs'ın bir dönüm noktası olduğunu elbette tesbit
edeceklerdir.
3 Mayıs'a selâm olsun!... 3 Mayıs ruhu edebiyen yasasın!...
Ötüken, 11 Nisan 1973, Sayı: 5
10 ĐLKTESRĐN 1444 VARNA MEYDAN SAVASI
Osmanlı padisahlarının en büyüklerinden biri olan Đkinci Murad, 12 Temmuz 1444'te Macarlarla yaptığı
barıs andlasması ile Osmanlı tarihindeki ikinci mağlûbiyeti kabul ediyor ve 1437'den beri Haçlılarla
sürüp gitmekte olan savas faslını kapayarak kendi isteği ile padisahlıktan çekiliyordu. Hiç süphesiz,
Ankara bozgunluğunun bile sarsamadığı Osmanlı Türklerini Jan Hunyadın birkaç zaferi yıkamazdı.
Fakat Macar, Leh, Alman, Romen ve Hırvat orduları ile yedi yıldır yapılan boğusma, devleti de, Sultan
Murad'ı da yormustu. Osmanlı hanedanı içinde ilk sair olan tedbirli, kahraman, ulu himmetli ve temiz
yürekli Đkinci Murad ruhunun aradığı sükûnu yesillikler ve sessizlikler arasında bulmak için Manisaya
çekiliyor ve tahtını da 13 yasındaki oğluna, yarının Đstanbul fatihine bırakıyordu.
Osmanlı tahtına tecrübesiz bir çocuğun gelisi müteassıp Haçlılar muhitinde bir ümit ve istek doğurdu.
Bu fırsattan istifade ederek Türkleri Avrupadan atmak kuruntusu gönüllerine yerlesti. Barıs imzalanalı
on gün olmustu. Đncil üzeri yemin ederek verdikleri sözü nasıl bozacaklarını düsünüyorlardı. Papanın
vekili "baska dine mensup olanlarla yapılan yeminin hükmü yoktur" diye fetva verdi ve derhal harp
hazırlığı basladı.
Haçlı ordusunun çekirdeğini seçme ve çelik zırhlı Macar atlıları teskil ediyordu. Buna Almanlar, Lehliler,
Romenler, Hırvatlar da katılmıslardı. Macaristan kralı orduda bulunduğu halde baskumandanlık meshur
Jan Hunyada verilmis ve ordu 20 Eylülde Orsuvaya gelip Tunayı geçmisti. Fakat büyük maksatla ve
ümitlerle yola çıkan bu ordu, kararlastırdığı sevkulceys harekâtını muvaffakiyetle tatbik edemiyor, ağır
hareket ediyordu. Macar kralının 250 arabaya yükletilen ağırlıkları ve ordunun diğer lüzumsuz esyası
bu ordunun yürüyüsünü geciktiriyor ve Türklere vakit kazandırıyordu. Haçlı ordusu 26 Eylûlde Vidine
yetisti. Orsuva ile Vidin arasındaki 110 kilometre bes günde alınmıstı. Demek ki günde ancak 22
kilometre yürünüyordu. Halbuki bu sırada Türkler Anadoludan bunun iki misli çabuklukla yürüyüs
yaparak düsmanlarını karsılamağa kosuyorlardı.
Vidin önüne gelen düsman birkaç gün taarruz ettiyse de sehri alamadı. Orandan Rahovaya gelindi.
Türkler sehri bosaltmıslardı. Haçlılar bos sehre girdiler.
6 ilktesrinde Niğeboluya gelen Haçlılar Firuz Beğ oğlu Mehmed Beğ kumandasındaki Türk garnizonu
tarafindan durduruldu. Haçlılar sehri alamadılar; burada da bosuna zayiat verdiler.
Haçlı ordusu geçtiği yerleri yakıp yıkarak Razgrada, oradan da müstahkem bir sehir olan Yenipazara
geldi. Burasını savasla alıp içindekileri kılıçtan geçirdiler.
24 ilktesrinde Sumnu, Varna, Petriç, Kavarna sehirlerine beyannameler gönderilerek teslim oldukları
taktirde serbest bırakılacakları, aksi takdirde kılıçtan geçirilecekleri bildirildi. Fakat bütün sehirler teslim
teklifıni reddettiler.
26 ilktesrinde Haçlılar Sumnuya taarruz etti. Türkler siddetle karsı koydularsa da yenildiler. Son
dakikaya kadar müdafaa eden 50 kisi hiçbir çare kalmadığını görünce esir düsmektense ölmeği tercih
ederek kendilerini burçlardan asağı attılar.
Haçlılar Sumnuda bes gün kalarak vakit kaybettiler. 4 ikincitesrinde Prevadiye geldiler. Burasını da
güçlükle alarak tahrip ettiler.
6 ikincitesrinde Petriç kasabasını da epey zayiat vererek alıp içindeki Türkleri kılıçtan geçirdiler.
9 ikincitesrinde Varna'nın önüne geldiler. Aksam karanlığı basarken Türk ordusunun, kendi gerilerinde
toplu bir halde bulunduğunu gören Haçlılar sasırdılar. Asağı yukarı 4 kilomere mesafede Türk ordugâhı
kurulmus ve Türk ordusunun atesleri yanmağa baslamıstı.
Bu nasıl böyle olmustu? Tahttan çekilip Manisaya giden Đkinci Murad hangi sihirle ordusunun basında
olarak gerilerine düsmüstü?
Haçlıların andlasmayı bozarak yürüyüse hazırlandıkları öğrenilince Türk devlet adamları tehlikeyi
sezmisler ve çocuk padisaha isi zarifane bir sekilde anlatarak babasını tahta çağırmasını teklif edip
bunu Đkinci Mehmede kabul ettirmislerdi. Fakat Sultan Murad bu teklife red cevabı vermis, bunun
üzerine istikbalin Đstanbul fatihi, tarihte pek tanınmıs olan "padisahsanız ordunuzun basına geçin,
padisahsam ordunuzun basına geçmenizi emrediyorum." mealindeki mektupla Đkinci Muradı tekrar
padisahlığı ele almağa mecbur etmisti. Ordusunun yenilmesinden ve büyük oğlu Alâeddinin ölümünden
doğan acı ile dinlenmek için çekildiği Manisada beklediğini bulamıyan Đkinci Murad büyük bir
çabuklukla ordusunu toplayıp hızla yürüdü. Gelibolu hizalarından Rumeliye geçecekti. Fakat Haçlı
donanmasının Gelibolu önünde beklediğini öğrenince büyük bir karar çabukluğu ile doğuya yöneldi ve
Đstanbul Boğazına doğru ilerledi. Balıkesir-Bursa-Gemlik üzerinde yapılan bu cebrî yürüyüs tamamı ile
muvaffak olmus bir hareketti. Gayet gizli olarak yapılmıs, Gelibolu önünde bekliyen düsman donanması
aldatılarak yerinde bırakılmıstı. Bu donanma bos yere Türk ordusunu Çanakkale Boğazında bekliyordu.
Türk ordusu Anadolu Hisarı önünden, Đtalyan gemileri ile Rumeliye geçti. 40.000 kisi olan Türk ordusu
er basına bir duka altını istıyen Đtalyanlara bu parayı vererek Rumeliye geçmis ve hızla Edirneye
yürümüstü.
Edirneye ilktesrin ortalarında varıldı. Bu sırada düsman bosuna Niğeboluyu sarmakla vakit geçiriyordu.
Türk ordusu Edirne-Filibe-Sıpka-Tırnova yolu ile Niğeboluya varıldığı sırada düsman oradan çekilmis,
Sumnuya doğru gitmisti. Niğboludaki Türk kuvvetleri de orduya katıldı. Doğuya doğru ilerlendi.
Haçlılar, Türk ordusunun kendi ardlarında olduğunu bilmiyorlar, bu toprakları iyi tanıyan Türkler ise
kendilerini saklamak suretiyle yıldırım gibi ilerliyerek düsmana yaklasıyorlardı.
9 ikincitesrinde Haçlılara yetismislerdi. Đki ordu ters cephe ile çarpısacaklardı. Çünkü Haçlılar arkalarını
Varnaya vererek batı simale doğru cephe almıslar, Türkler ise cepheyi cenup doğuya doğru
tutmuslardı.
Macar kralı, Türk ordusunun dört kilometre uzakta olduğunu öğrenince atların eğerlerinin çıkarılmadan
gecelenmesini emretti. Manevî kuvvetleri mükemmeldi. Macarların üstünlüğü zırhlı süvarilerden
mürekkep olmalarında idi. Baskumandanları Jan Hunyad, Türklere karsı birkaç zafer kazanmıs büyük
bir kumandandı. Đki tarafta da top vardı.
Türk ordusu Anadoludan 40.000 kisiyle Rumeliye geçmis, burada da bazı kuvvetler kendisine
eklenmisti. Edirnede bir miktar asker bıraktıkları için 50.000 kisiden çok değildiler. Haçlılar ise 70.000
kadardı. Yanlıs bir düsünce ile bazı Türk kaleleri önünde bosuna oyalanıp zayiat vermeselerdi Türk
ordusuna göre daha üstün bir durumda bulunacaklardı.
10 Đkincitesrin 1444'te savas basladı. Türkler, Haçlıların bozdukları andlasmayı bir kargıya geçirerek
karargâha dikmislerdi. Türk ordusunun sağ kanadında Turhan Beğ buyruğundaki Rumeli Sipahileri,
ortada Karaca Pasa buyruğundaki Anadolu sipahileri bulunuyordu. Sol kanatta akıncılarla hafif
piyadeler olan azaplar vardı. Baskumandan olan Đkinci Murad, kapıkulları yani yeniçeri ve kapıkulu
sipahisi ile ihtiyayatta bulunuyordu.
Ters cepha ile yapılan savasta iki taraftan birinin mahvolacağı tabiî idi. Bu neticeyi kat'îlestiren
sebeplerden birisi de iki tarafın azmindeki siddet ve kumandanlarındaki ustalıkla askerlerindeki
kahramanlıktı.
Taarruza Türkler basladı. Türklerin sol kanadındaki 10.000 azap ve akıncı düsman sağ kanadına, onu
çevirecek sekilde, yaklastılar. Azaplar düsmanı ok yağmuruna tuttuktan sonra akıncılar düsmana doğru
saldırdılar. Aynı zamanda Anadolu Beğlerbeğisi Karaca Pasa da Anadolu sipahileriyle düsmana siddetle
taarruza geçti. Düsman, azap ve akıncıların yaklasmalarına müsaade ettikten sonra zırhlı süvarileriyle
pek sert bir mukabil taarruzda bulundu ve hafif Türk kuvvetlerini geriye doğru sürdü.
Karaca Pasa kuvvetleri ise karsılarındaki Hırvatları yenerek ilerlemeğe basladılar. Hırvatlar gerilerindeki
bütün ihtiyatları da harbe sokarak bu hücumu durdurmağa çalıstılarsa da muvaffak olamadılar.
Hırvatlar bataklığa doğru sürülerek hepsi birden yok edildi.
Jan Hunyad, kendi sağ kanadının kötü durumunu görünce kendi kumandasına aldığı Macar ve Bosnak
kuwetleriyle Karaca Pasaya saldırdı. Bu yan hücumu pek yaman oldu. Çok kanlı olan çarpısmada
Karaca Pasa sehit düstü. Anadolu sipahileri, yeniçerilerin soluna kadar çekildiler.
Türk sağ kanadındaki Rumeli sipahileri de merkez solla birlikte düsmana taarruza geçmislerdi.
Düsman, zırhlı süvarileriyle bunlara da mukabil bir taarruz yaparak Rumeli sipahilerini geriye sürdüyse
de ihtiyatlarını alan sağ kanat yeniden saldırarak Haçlıları püskürtüp takibe basladı.
Düsman baskumandanı Jan Hunyad kendi sağ kanadındaki durumu düzelttikten sonra simdi bozulan
sol kanadını da düzeltmek için Macar kralının yanında bulunan ihtiyat alaylarından birini alarak yardıma
kostu. Turhan Beğin Rumeli sipahilerini geri itmeğe basladı. Anadolu sipahileri de yeniçerilerin sağına
çekilip cephe kurdular.
Savasın buraya kadar olan kısmı Haçlıların lehine gibi gözüküyordu. Her ne kadar Hırvatlar
mahvedilmisse de Türk ordusunun kanatlarıyla ortası çekilmeğe mecbur edilmis ve cephe, padisahın
yedek kuvvetleri olan yeniçerilerle kapıkulu sipahilerinin önüne kadar gerilemisti. Fakat buna mukabil
Türklerin lehine de su durum vardı: Haçlıların bütün kuvveti savasa sokulduğu halde Türklerin kapıkulu
askerleri henüz yıpranmamıs bir halde ihtiyatta idiler. Bundan baska yıpranmıs düsman kuvvetleri
Türklerin meshur kaz kanadı tabiyesinin karsısında idiler.
Düsman, Türk hattının iki yanına çekilmis olan Rumeli, Anadolu sipahileriyle azap ve akıncıları galiba
tamamiyle bozulup bitmis sanıyordu. Bunların varlığını hiç düsünmeden yeniçeri ve kapı kulu
sipahilerine yüklendi.
Bu kuvvetin önünde hendekler açılmıs, engeller yapılmıstı. Jan Hunyad, Macar kralının yanın daki
alayları, son ihtiyat olarak, kat'î netice ânında savasa sokmak istediği için bunların kendisinden emir
beklemelerini söylemisti. Fakat bu alayların kumandanları savasın Türk karargâhı önünde cerayan
etmekte olduğunu görünce askerliklerini unutup kraldan savasa girmek müsaadesini istediler. Kral bu
müsaadeyi vermek yanlıslığını yaptı. Düsmanın son ihtiyatı da yeniçerilere taarruz etmek için atıldı.
Türkler, düsmanın bütün kuwetleri harbe girince kat'î dakikanın geldiğine hükmettiler. Yeniçeri
cephesinin merkezi biraz geriye ric'at ettirilerek kaz kanadı tabiyesi tatbik olunmağa basladı. Düsman,
Niğeboluda olduğu gibi bir yarım çemberin içine girdiğinin farkında değildi.
Bu sırada kendi sol kanadının da durumunu düzeltip kralın karargâhına gelmis olan Jan Hunyad, kendi
emrine aykırı olarak son yedeklerin de savasa girmis olduğunu gördü ve baskaca yapılacak bir isi
olmadığı için Haçlıları siddetle ve üç defa hücuma sevketti.
Haçlılar Sultan Murada saldırıyor, Türkler Macar kralını yakalamak istiyorlardı. Türk karargâhının
önünde pek çetin bir boğusma oluyordu. Bu arada Sekbanbası Yazıcı Doğan da sehit düstü. Büyük bir
yiğitlikle saldıran Macar kralının atını Rüstem adında bir Türk askeri balta ile devirdi. Kral öldürüldü.
Koca Hızır adında yaslı bir asker kralın basını kesip bir mızrağa saplıyarak mızrak ucundaki bozulan
andlasmanın yanına dikti. Zaten yeniçerilerin yanında bulunan Anadolu ve Rumeli sipahileri de kaz
kanadını kapıyarak düsmanı çember içine almıslardı. Gece basarken Jan Hunyad Romenlerle birükte
simale doğru kaçabildi.
Ertesi sabah (11 ikincitesrin) 1444 düsman karargâhında tutunmakta olan küçük düsman birliklerine
taarruz olunarak kumandanları Kardinal Sezarini basta olmak üzere hepsi kılıçtan geçirildi. Kralın 250
araba tutan esyası zaptolundu.
Hunyadla birlikte kurtulan dört bes bin kisilik kuvveti Davut Pasa iki gün Tunaya kadar kovaladı.
***
Varna meydan savası imha savaslarının en güzel örneklerinden biridir. Bastan sona kadar iyi idare
edilen bir savastı. Hareketlerini gizliyerek düsmanı gafil avlıyan Türk Ordusu, bu savasla tarihimize çok
sanlı bir yaprak yazmıstır. Jan Hunyadın kumandanlıktaki ustalığı ve Macar atlılarının zırhlı olduğu
düsünülürse bu zaferin değeri daha iyi anlasılır. On besinci asırdaki zırhlı süvariler bugünün tankları
gibi önüne geleni süpüren yaman bir kuvvetti. Türkler böyle bir kuvveti imha etmislerdir. O korkunç
kuvveti yenip yok eden Đkinci Muradla Türk ordusu kutlanmağa lâyıktır.
Basta Đkinci Murad, sonra Karaca Pasa olduğu halde o savasın bütün sehit ve gazilerini saygı ile
analım. Üçyıl sonraki 10 ikincitesrin, bu zaferin 500. yıldönümüne raslıyacaktır. Milletçe bir tören
yapmak ve Đkinci Muradın heykelini dikmek için simdiden hazırlansak büyük bir değer bilirlik olmaz mı?
Çınaraltı, 2 Đkincitesrin 1941, Sayı: 15
16 DEVLET MASALI VE UYDURMA BAYRAKLAR
Son zamanlarda basında görülen haberlerle ve TRT`nin bastırdığı bir takvimle Türklerin simdiye kadar
16 büyük devlet kurduğunu, bu yüzden Türkiye Cumhurbaskanlığı forsunda 16 yıldız bulunduğu
iddiaları öne sürüldü.
Her seyimiz gibi tarihimiz de henüz kesin seklini almıs değildir. Türk tarihi nerden baslayıp hangi gidisi
takip eder, kimler Türk`tür? Bunlar henüz belli değildir. Daha önce de belirttiğimiz gibi bazı büyük
sahsiyetlerin Türk olup olmadığı üzerinde bile tarihçilerimiz arasında birlik yoktur. Durum bu merkezde
iken, simdiye kadar 16 büyük Türk devletinin kurulduğu ve Türkiye`nin bunların vârisi olduğu
hakkındaki iddia, süphesiz, çok su götürür bir iddiadır.
Simdiye kadar 16 büyük Türk devleti kurulduğu hakkındaki kararı kimin verdiği belli değildir. Tarih
bilginlerinin konusu olan bu konu için ciddi bir kurultayın toplanması gerekirdi. Böyle bir kurultay
toplanmıs değildir. Ayrıca bu kadar büyük ve tesirli bir fikir için yalnız tarih bilginlerinin toplanması da
yeterli sayılmaz. Bu tarih mirasından söz edilirken ise milli kültür ve ülkünün tasıyıcıları olan kimselerin
karısması da tarihî bir zarurettir .
Cumhurbaskanlığı forsundaki 16 yıldızın 16 büyük Türk devletini temsil ettiği hakkında simdiye kadar
benim hiçbir bilgim yoktu. Bu gibi konularla ilgilenen birisi olarak ben bu sembolü bilmedikten sonra
acaba bunu kimler biliyordu? Yoksa bu da bir millî sırdı da ancak simdi mi açığa vurulması uygun
görüldü?
16 Türk devleti efsanesini, sayın Tekin Ererin Ocak 1969`da kendi sütununda yazdığı "Türklüğün 16
Avizesi" baslıklı makaleden öğrendim. Bu makalede sayılan 16 devlet arasında Samanlılar gibi Türk
olmayan devlet bulunduğu gibi Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler, Mısır Kölemenleri gibi büyük
ve muhtesem Türk devletlerinden bahsedilmeyisi, hele cihan tarihinin en büyük imparatorluğu olan
Çengiz devletinin anılmayısı konuyu daha baslangıçta sakat hale getirmektedir .
Bundan baska 16 devlet telâkkisi bizim millî ülkümüze, büyüklük düsüncemize, süreklilik vetîremize
aynı zamanda tarihî gerçeklere de siddetle aykırı düsmektedir.
16 büyük devlet... Tabii, Karamanoğulları ve daha küçükleri gibi ötekilerini de sayınca bu rakam
kabaracak, en asağı 50 devlet olacaktır. 50 devlet kurmayı bir basarı saymak, ilk bakısta mümkün
gürünebilir. Fakat madalyonun ters tarafına dönünce is tamamiyle değisir. Adama sorarlar: Elli devlet
kurdun da neden hiçbirini yasatamadın? Neden kala kala orta çapta bir Türkiye Cumhuriyetine
kaldın?". Zoraki tarih bilginleri tabii bu sorunun cevabını veremeyeceklerdir. Çünkü tarihî gerçek hiç de
öyle değildir. 16 veya 50 devlet kurulmus değildir. Gerçekte anayurtta bir, nihayet iki devlet kurulmus,
anayurt dısında da buna üç bes devlet daha eklenmistir. O kadar. Bizi asıl ilgilendiren
anayurdumuzdaki devlet olduğuna göre de konu bir veya iki devletin tarihinden ibaret kalmaktadır. Bu
iki devlet Türkistan ve onun uzantıları olan doğu Avrupada kurulan devletle bugün Türkiye dediğimiz
devletin kurulduğu Önasya bölgesindeki devletten ibarettir ve ikincisi birkaç defa birincisine tâbi olmak
suretiyle tarihteki Tek Türk Devleti prensibini devam ettirmistir. Tek Devlet düsüncesi sembolik de olsa
son zamanlara kadar devam etmis, meselâ Sultan Aziz zamanında Doğu Türkistan'dan Çinlileri atan
Atalık Gazi Yakub Han, Türkiye Devletini kendisine metbû tanımıstır.
Herseyimiz gibi tarihimiz de henüz kesin seklini almıs değildir dedik. Bu yüzden okullarda çocuklarımıza
millî tarih terbiyesi verilememektedir. Tarihlerde hâlâ Sümerler'in veya Hititler'in Türk olduğu
hakkındaki hezeyan tekrarlanmakta, bunu inanmadan öğrenen çocukta millî tarih sevgisi diye bir sey
kalmamaktadır.
Türk tarihi bir bütündür. Devlet denilen nesneler ayrı hükümdarlar, hanedanlardır. Böyle olunca 16
Türk devleti masalı kendiliğinden yıkılır ve birbirinin devamı olan hanedanlarla Türk tarihindeki birlik
karsımızda parıldar.
Türk tarihinin devletler adı altında parçalara bölünmesinin millî psikoloji üzerindeki yıkıcı tesirini kimse
düsünmüyor. Mazideki millî devamlılığa inanmayan kimsenin bugünkü millî devamlılıktan da ümitsiz
olacağı hesaba katılmıyor. Halbuki biraz mantık ve anlayıs sahibi olanlar Türk tarihinin aralıksız bir
bütün olduğunu kendiliğinden kavrayabilir.
Türkiye Cumhuriyeti gökten zembille inmemistir. Osmanlı Đmparatorluğu`nun devamıdır. Osmanlı
Đmparatorluğu, Đlhanlı Devleti'nin uç beyliğinden doğmustur; demek ki onun devamıdır. Đlhanlı Devleti
Anadoludaki Selçuklu devletinin devamıdır. Anadoludaki Selçuklu devleti ile Batı Türkistan ve Đrandaki
Harzemsahlar devleti Büyük Selçuklu Devletinin devamıdır. Büyük Selçuklu devl
 
  balkonoloji-niyazi akkılıç
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  niyaziye göre zaman tamamdır.
  Reklam
  ATATÜRK SÖZLERİ
Bugün Kurban Bayramı, kurbanlar kesilecek sevap niyetiyle etler dağıtılacak herkese. Yürekler bir olacak gönüllere kilitlenecek. Gökler rahmet bereketiyle yağmurlar boşaltacak yeryüzüne. Bugün hepimizin yüreği şenlenip bayram sevinciyle coşacak. Hepimizin Kurban Bayramı kutlu olsun. İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy

www.htmlmekani.tr.gg
FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR VİJDANI HÜR ,BİREYLER OLMALIYIZ. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK AKLIN VE BİLİMİN ÖNCÜLÜGÜNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ÇAGDAŞ UYGARLIK DÜZEYİ ÜZERİNDE OLMASI VE GELİŞMESİDİR. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ULUSLARA EGEMENLİK -FERTLERE ÖZGÜRLÜK! BALKANOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ ÇAGRI BALKANOLOJİ Merkezinin ilk kurma kararını toplantısı25 Mayıs1988 yılı Toplantı yeri Kartagümrük/Fatih-İstanbul Adesinde kararlaştırılarak Balkanlarda Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Dernegi olarak kurulmuştu.Lakin Dernek Üc yıl sonra 1991 yılında maddi olanaksızlıklar Tarafından kapandı. Bu duruma meydan vermemek için ve Balkanlardaki Kültür, Dil, Mimari Tarih EGİTİM, Edebiyat ve Sanat kıyımına tahamül edemeyen sayın NİYAZİ AKKILIÇ-İSTANBUL/Gaziosmanpaşa Merkezinde ÖZEL kurduğu, BALKANOLOJİ ARAŞTIRMALARI Merkezi Salih paşa caddesiN.14. adresinde Altaylardan Tunaya Darneginin catısı altındadır.Kurucular ve üye. 1.-NİYAZİ AKKILIÇ Başkan Emekli Memur. 2.İDRİZ KAHRAMAN Başkan Yardımcısı Gazeteci ve Emekli. 3.MELEK TABAK ALTAY TUNA Dernegi Sekreteri 4.NİZAMİ ALPER AKKILIÇ Kurucu üye-öğrençi. 5.HÜSNÜ ZAKİR-ÖĞRETMEN Kurucu üye Bulgaristan BALKANOLOJİNİN BAŞLIÇA AMACI Niyazi Akkılıçın 40 yı boyunça topladığı 600 yıllık eski kitaplar, belgeleri, süreli yayınlardaki Balkan haberleri, belgeleri, resimleri korumak Mimari Türk-İslam İzlerini ve Mirasımızı araştırmak ve Tanıtmak ENVANTERİNİ VE Arşivini düzenlemek, kültürel eserlerimizi itinalı bir şekilde deizmek, restore ettirmek, Araştırmacıları, Uzmanların hızmetine sunmak, Katoloklar ve kitaplar hazırlamak Radyo ve Televizyon gazete ve Dergi, gibi duysal görsel, yazısal, yayın araçları ile ülke ve BalkaN Türk Dünyasının Tarihi kültürel sanat varlığını DİĞER Ülkelere ve Dış Dünyamıza tanıtmak için Sergiler, Paneller, Konferanslar düzenlemek ve İnsanların Dikkatine Hızmet ve tanıtımına sunmaktır.BU NEDENLE tarihimizdenen bu ğüne kadar Balkan Ülkelerinden Anavatan Türkiyemize Göç ETMİŞ Bulunan Balkan-Rummeli Göçmen Vatandaşı Türk ve Müslüman vatandaşlarımızın ellerindeki kültürel Tarihi BİLGİLERİ-Resimleri,tapu, evlilik, gazete- matbuat,broşür,kitap, vesika gazete, dergi, okul şahadetnamesi v.s. herne varsa bildirmeleri içi ÇAGRIDA BULUNMAKTAYIZ. Bu Çagrı aynen Balkanlarda yaşayan Türk ve Müslüman kardeşlerimiz içinde geçerli olup gereken ilgiyi Balkanoloji Araştırmaları Merkezine göstermelerini beklemekteyiz.Bu Çagrı Balkanlarda zor kalan Türkçemizin ve Tüm ECDADIMIZIN, SİZLERE HİTABEN KUTSAL ÇAGRISIDIR. Bu Çagrı ecdat yadiğarı yıkılan, yakılan,kırılan, yok olan, ayni zamanda ayakta dimdik kalmayı saglayan ben varım diyen Camilerimiz, Mescitlerimiz, Saat KULELERİMİZ, Çeşmelerimiz, Tarihi Türk evleri, konakları, Sarayları, köşkleri, pınarları, hastaneleri, demiryoları istasyonları, kütüphaneleri, Çiftlikleri, v.s. her adım başı Türklük kokan Tarihi kültür sanat eserlerimizin tanıtım ve araştırılmadsı için Han Vhamamlarımız, dag, tepe, bag, bahçe, tarlalarımız, okul ve Dükkanlar, arölyeler, işlikler, fabrikalar Osmanlıda bvu ğüne kadar her nr varsa hepsinin bildirilmesi için bu merkeze baş vurmanızı ve irtibata geçmenizi bekleriz. niyaziakkilic@hotmail.com http./balkanolojicom.tr.gg../ Tel.+905357910694 Veya Altay Tuna Göç Dernegi-Balkanoloji Araştırma Merkezibaşkanlığı. Salihpaşa cad.N.14/K.5.. Berec-Gaziosmanpaşa/İstanbul. Adresine bekleriz. Güzel Anadolumuzda hür ve Müsatakil /bagımsız/ yaşamak için Balkanları-Rumelliyi unutamayız. Rumeliyi –Balkanları unutmak Kendimizi inkara çalışmaktır.Bizler kültür hazinesinin bireyleri olarak, Ulusumuzun gencinden yaşlısına kadar, memur, köylü, işçi, şair, yazar, Cumhurbaşkanından Başbakanına kadar Millet vekilleri, gazeteci, televizyoncu, yayıncı, üniversite öğretim üyeleri, Bakanlarımız ve Bilim adamlarımız Aydınlarımız ve öğretmenlerimize kadar dernekçilerimize yedisinden yetmişine kadar hepimize BÜTÜN Balkan kökenli ve Anadolu olan hepimize çandan yalvarıyoruz ve çağrıyoruz. Geliniz Balkanolojide3 Buluşalım.Sizler bizlere sahip çıkarsanız bizlerde dünya durdukça yaşamaya devam edeçegiz.BNoşuna öşmedi bu kadar insan. Boş yere akmadı oluk oluk kan. Kalk artık ulusum. Kalk artık uya. Yalvarıyoruz. Yalvaruyoruz. Sözde sizlerin sazda sizlerin. Madi ve Manevi yardemlarınızı bekleyoruz.Çünkü bizleri BNalkanlarda Binlerce köy, şehir samanlıklarında, tavanlarında, sandık köşelerindeki, hatta kömürlüklerdeki çöplüklerdeki onları ateşlerden topşlayarak farelerin kemirmesinden, örümçek aglarıdan kurtararak 10 BİNLERCE VE 100BİNLERCE DOLAYINI BULABILECEK KÜLTÜR TARİH İNÇİSİNİ İstanbul ilinin Gaziosmanpaşa ilçesinin Salih paşa Sokagı N.14. K.5. Berec ADRESİNE Balkanoloji Araştırmaları Balkan Türklerinin abide Şahsiyeti sayın Araştırmacı BaşkanNİYAZİ AKKILIÇ Beye göndermenizi bekler candan teşekür etmeyide bir borc biliriz. Unutma ve şu mısralarıda hatırlayalım. Boşuna akmadı bunça kan Boşuna ölmedi bu kadar insan, Boş yere akmadı oluk oluk kan. Kalk artık ulusum , kalk arttık uyan. Balkanoloji başkanı Niyazi AKKILIÇ DİYORKİ,Balkanlardaki Türk Kültürünü varlığını araştırmak, bulmak, tanıtmakl, yaymak ve yaşatmak her Türkün en Kutsal görevidir. Eger Milletleri bir ulu Meşe AGACINA BENZETİRSEK BU AGAÇ MUHTAC OLDUĞU NEMİ GEÇMİŞTEN ALIR VE O SAYEDE İSTİKBALE/GELECEGE/ KÖK SALAR.Atalarımızın bıraktığı Tarihi Kültürel eserler Gelecegimizin en büyük teminatıdır.. /güvencesidir/Onları yok olmaktan kurtarmak bizim birinci görevimizdir. İşte bunun Çagrısını AnaDOLU Türküne ve Balkan Türklerine içtenlikle yaparak bu göreve bir nebze olsun yardımlarını beklemekteyiz. Saygı ve selamlarımızla Balkanoloji Araştırma Merkezi başkanı Niyazi Akkılıç-İstanbul. İrtiat. niyaziakkilic@hotmail.com. http./balkanolojicom.tr.gg./ http/hurbalkancom.tr.gg./ Tel.+905357910694. Salihpaşa cad.N.14. Gaziosmanpaşa/İSTANBUL. HÜRMET VE SAGI DOLU SELAMLARIMIZLA. Balkan Türklerini catımıza haberlerini ve desteklerini bekleyoruz. BALKANOLOJİ BAŞKANI-Niyazi Akkılıç-istanbul.
  TÜRK TARİHİNDE ÜÇ ATA
OĞUZ ATA ,KORKUT ATA KEMAL ATA 1:OĞUZ ATANIN İLİ BİZİM ORTAK İLİMİZ. 2:KORKUT ATANIN DİLİ ,BİZİM ORTAK İLİMİZ 3:BİZİM ORTAK YOLUMUZ
Osmanlıda Giyinim

sitene ekle

Myspace Graphics
  DELİORMAN TÜRKLERİNE
BALKAN TÜRK VARLIGINA DOGRU YOLU GÖSTERECEK ÇOBAN YILDIZIBİR ÜMİD VEİMAN GÜNEŞİ HALİNDE DOĞARAK YÜKSELMİŞTİR.DELİORMAN TÜRKLERİ İÇİN TEKYOL DEMOKRASİDİR-ZAFERDİR-ADALETİR.BU ZAFER ÖZGÜRLÜĞÜN TEK YOLUDUR.KABUL ETMELİYİZ.
NİYAZİ AKKILIÇ

BALKONOLOJİ ARAŞTIRMASINDAN ÖZETLER
BULGARİSTANDA TÜRKLÜK MÜÇADELESİ
Balkanoloji araştırma merkezi başkanlığı olarak özetlemek istersek,Altaylardan Tunaya
Göçmenler Dernegi ve onun rehberliğinde yörütülen Balkan dil, kültür, Tarih, Mimari Egitim, Edebiyat v.s. Araştırmalarımız Balkanoloji Araştırma Merkezi adı altında Başkan
Niyazi Akkılıç yönetiminde Balkan-RumelliTürk kültür varlıklarının Mirasını araştırmak ve tanıtmak plan ve projeli uygulamalarlan arşiv ve Eanvanterini çıkarıp Balkan Türklerine sunabilmektir. Başlıçada genel amacımız bu yönde yapılan çalışmalardır.
Balkanoloji Merkezinin bu yönde yürüttüğü araştırma ve çalışmaları destekleyen Ana DOLU Türkleri VE Balkanlardaki TÜRKLER VE Göç etmiş bulunan Balkanlı aydınlarımızın bu konuda BALKANOLOJİ olarak açık ve net olarak her Türkün – her bir AYDIN KİŞİNİN öğretim üyesi veya gazeteci – Tarihçi kim neler Balkanlar ile ilgili neler bilirseler, bize fikir ve düşünçelerini hiç sakınmadan bildirmelerini içabında kendi özel fikir ve düşünçelerinide sunarak katkı ve desteklerini ve bizimle birlikte yer almalarını bir Balkanlı Türkü olarak beklemekteyiz. Emai,l. niyaziakkilic@hotmail.com. http./balkanolojicom.tr.gg./ http./hurbalkancom.tr.gg../ +905357910694 olarak arayabilir ve iletişim kurabiliriz.Muhterem Balkanlı Türkleri-Bizler yani atalarımız Balkanlara-Anadoludan gelen ve göç eden yürük Türkmen Türkleridir.
Balkanolojinin başlıça genel amacıda önçelikle Balkanlardan Anavatan Türkiyemize göç gelmiş olan Balkan Türklerinle ve Oralarda kalan akrabalarımızla balkanlı türklerlen kültürel, sosyal, Tarihsel baglarımızın derin köklerini araştırmak tanıtmak ve yaşatmak için yerliyerinde bilimsel araştırmalar yapılarak Türk kültür tarih varlığını yeninesle daha iyi tanıtmak için bunuda belirli zamanlarda bizim olan ve yüreklerimizde ve beleklerimizde halen bizim bilinen Balkanları ve oradaKİ VE YAŞAYAN ÜÇBEYLERİ VE Türklerlen ilğili bilinen bütün haber ve bilgileri, hep berabercesine, Birlik- Beraberlik- Dirlik ve Dayanışma içersinde hepberaberçe kanımız çiğerimiz olarak paylaşmaktır. Bunun için Balkanoloji araştırma merkezi sizlerden düşünçe ve fikirlerinizden bu konuda katkılarınızı ivedilikle beklemekteyiz.BULGARİSTANDAN DÜNDEN BU GÜNE YAPILAN GÖÇLE
1878-80 Yılları1,000.000. kişi aile,
1880-1912 yılları440.000kişi ailr.
1912-1951yılları154.000kişiaile.
1951-1978 yılları130.000kişi aile
1978-1990 yılları345.000 kişi aile
1990-2000ylları185.000 kişi aile
Böylece Bulgaristandan Rus-Türk harbinden sonra başlayan ve 2000 yılına kadar süren 130 yıllık bir zaman içinde Bulgaristandan 2,254. 000 Türk ailesi göç ermiştir. BU göç ailelerini ortalama 3 kişi olarak hesap etsek 6.762.000 Türk bulgaristandan göç etmiş oluyor.
Bu ğüm yapılan Araştırmalara göre Balkanlardan GELEN Türk Göçmenlerinin sayısı Anadoluda 36575 850 kişi olarak biliniyor bu rakamın 18725250 si Bulgaristan kökenli olduğu amlaşılmaktadır.Bunun için Bulgaristan ve Türkiyede secimlerde yapılan ikili anlaşmalar bu konuda büyük rolü olmaktadır. Bulgarista HÖH-nin lideri olan sn. Ahmed Doğan için bu rakamlar Bulgaristan Türkleri için Barışın VE Daletin saglanmasında Demokrasinin genel unsurlarıdır.Unutmayalım ve devamlı kalplerimizden silinmeyen AZILI KOMUNİST Rejminin Mimarı Todor Jivkof döneminde Mestanlı meydanı basan taklar ve altında ölenler sonra benkovskide küçük Türkkanın Anakuçagında öldürülmesi ve yine HAK VE ÖZGÜRLÜK MÜÇADELESİ VEREN Niyazi İbrahimin oglu StaraZagora İLİNİN Rıjena/Hamursuz / köyünde boğzlanmadını babası Müslüman Pomak Türklerinin haklarını savunup müçadele verdiğinden öldürülerek tam g göç etmeside altı ay sonraya bırakılması ve baskıda bulunması nasıl unutulur. Bu iki küçük çoçuğun ölüm sonrası Analar ve Babalarda şehit edilmedimi, Birçokları Zındanlara gönderilmedimi, SÜRGÜNLERE Balenelere gönderilmedimi. Bütün Bulgaristan Türk aydınları, gazeteci, yazarı, doktoru v,s. Baskılara tabii olmadını. Zorla isimler degişmedimi, dil- din kültür ve Türkçemiz yasaklanmadımı hangisini sayalım okadar çok yasaklar vardıki. Bütün bunlar nasıl unutulur.
Bulgarlaştırma ve soykırımı için yapılan katliamlı baskıları zulmün pençesinden kurtulmak için Binlerce Şehitimizin akan Sıçak kanları için onları yad etmek savunmak için davaya milli şuurla destek verenler BELENE SÜRGÜNÇÜLERİ VE Cezaevi mahkümları v.s. her bir tutuklu ve zulum gören Türkler ve Müslümanlar kendi milli yapılarınla ve Milliyetçi Türklük duyğularınla mücadeleler vererek örnek olmaya gayret göstermekteydiler. Türk milletine örnek olmak için Önçe Türkçemiz Dil Egitimimizin yeniden destek görmesi için Her Bulgaristan Türkünün BAŞI Göklere ERMESİNİ BEKLERKEN MAALESEF HALA DAHA TÜM Demokrasilere ve ÖZGÜRLÜKLERE RAGMEN Avrupa Ülkesi olan Bulgarista Yinede Türk okullarını önemsemediler. Türk Milletvekileri ve lider SNaHMED Doğan yine yalnız kaldı. Ataka milliyetcilerine yenilmiş oldu. OBİR GÜNEŞTİ LAKİN Bulgaristan Türklerine Sıçaklığını verip kanadı altına alamadı. BURADA Türk MİLLETİ YİNE ÖKSÜZ VE YETİM KALDI. Bulgarlaşmada dökülen ASİL Türk kanlarının tam terzisini bularak tartamadılar. BU KANI YERDE BIRAKMAMAK İÇİN BAŞTA Bulgaristan Türklerinin baskılarını ve zulmü unuturabilmek için bir nebze Türk OKULLARINI AÇARAK Türkçe egitime yön verilmemesi çok çok acıların ve zızıların nar taneçiği olarak bırakılmıştır.UYARIYORUM. sakın daha geç sayılmaz. Asla asla unutmayınız ve unutmayınızki unutulmasın tarihin mazisi hatırlasın ve özgürlük günesinin aydınlığı herkesi Demokrasi içinde ısıtabilsin.Bulgaristan bu gün Türk ve Müslüman 3750560 kişi bu olayların gerçekleşmesini beklemektedir.Ey Balkanlı Türküm dur hemen gitme. Durduğun yere hele bir bak. ŞU ANDA Balkanlardasın. Bulgaristanda geldiğin Deliorman veya Güller vadisindesin hiç fark etmez.Bu Topraklar Anavatandan koparıldıktan sonra topragın bereketinebıraktığın evine yurduna malına bahçe ve tarlanaı nasıl yitirdiğini biliyorsun. Kalmadımı BEŞPARASIZ VE HİÇ PULSUZ BULGARLARA TESLİM EDİLMEDİMİ.Arkasında kocaman bir Türk mirası ve hatırası olan bu topraklar atalarımızın alın terinle kazandığı topraklar degilmiydi. Bunun için sen hala Evladı Fatihanların bir neferisin ve evladısın. Torunusun.Unutma sen hala fatihanların topraklarındasın. Çünkü TAPULAR Ankarada HALA ARŞİVLERİMİZDE SAKLANMAKTADIR.
Şehitlerimizin ve Gazilerimizin bu topraklarda akan Sıçak kanları vardır. Bunu size milli duyğularumla anımsatıyorum. Bastığın Bulgaristan Topraklarında unutma 600 yıllık ceddinin ve atalarının müçadele şerefi şanı, emegi var. Anıları ve tarihi var olup yazılmış tarihi miras tapularımız vardır. Başını rg ve şunuda hiç unutma durduğun yere bir bak. Bir Fatiha oku. SONRA GENE DURDUĞUN YERE BAK UNUTMADAN Milli Müçadelemizi
Tanı daha fazla tarihinden bilgi almak isterseniz bizi ara niyaziakkilic@hotmail.com.
http./balkanolojicom.tr.gg../ http./hurbalkancom.tr.gg../ +905357910694. ara ve sor öğren.
Şehitlerimizin yüzüne nasıl bakacaksınız. Nerede kaldı Türklerin DOĞAL HAKLARI. Nerede kaldı Şehit Türkümün akıtılan saf temiz kanları. Bunları Bulgaristan Baş Duşmanı Jivkof yönetiminin Devamçılarına peşkeşmi çekileçektir. Yoksa ADALET YERİNE GELEÇEKMİDİR.Böyle giderse Türk ve Bulgar bie arada yaşaması zorlaşaçak gibi geliyor Buşlgaristan Türk halkına. Avrupa Birliğine girdik onlarıda ikna etmedeBulgarlar kadar zormudur. UYANIK milletvekili Türklerimiz nerede YOKSA kara para veya dalevera peşindelermi. BÖYLE BİR VAKA VARSA NASIL ÇIKARSINIZ KARANLUIIKLARDAN AYDINLIĞA. Unutma Bulgarisrand Nigboludan başlar Türk Müslüman İMTİHANLARI, vidin, PLEVEN, VARNA, ŞUNMNU, ŞİPKA KAZANLIK eskizagra, tırnava, Filibe , Burgaz, elena gibi uzar gider Türkün verdiği kahraman şehitlerinin kanı unutmayın egri işler yapmayınız. Sizlerde kafirler gibi bu kanlarda boğulma ihtimallerine sakın düşmeyiniz. Yine SULANMAsın ATATOPRAKLARI ŞEHİT KANLARINLA METİN OLUP Milletin sadık erleri olalım.şimdi Balkanoloji olarak ATATÜRKÜN SÖZLERİNLE BİTİRİYORUM.
Bizler Altaylardan Tunaya göçmen TÜRKLERİ VE ÜYELERİ Balkanoloji Araştırma çalışanları olarakta, Bulgaristanda Şehitlerimizi büyük saygıyla anıyoruz. Türk milleti ve onun çocukları olarak her zaman ACDADINI TANIDIKÇA, ONLARA SAHİP ÇIKTIKÇA YİNE BÜYÜK İŞLER YAPAÇAKTIR. Türk Medeniyetinin ufkundan doğan yeni bir güneş gibi devamlı parlayaçak ve Tarih sayfasında yine Türk ası ilebet yazılacaktır. Mustafa Kemal AtaTürk.. metini yazan ve hazırlayan . Balkanoloji kültür tarih başkanı Niyazi AKKILIÇ-İSTANBUL. SAYGI VE HÜRMETLE BALKAN Türklerinden yanıt ve destekler beklemekteyim. 9.01.2009.yılı. NİYAZİAKKILIÇ-İSTANBUL.


BALKANOLOJİ ARAŞTIRMA MERKEZİ ÇALIŞANLARI ADINA YAPTIĞIMIZ BALKAN TÜRKLERİ VE MÜSLÜMANLARININ UYGARLIĞINDAN BU ĞÜNE KADAR BALKANLARDAKİ GELENEK, GÖRENEK, ÖRF VE ADETLERİMİZ DİLİMİZ, DİNİMİZ, KÜLTÜR VE TARİHİMİZ EGİTİM VE EDEBİYATIMIZ KİMLİĞİMİZ VE VARLIĞIMIZ HER YÖNÜYLE BİLİMSEL AÇIDAN ARAŞTIRILARAK KAYITLARA GEÇMEKTEDİR. BU GÜNE KADAR BİRÇOK ÇALIŞMALARDA BULUNDUK. GENELLİKLE BULGARİSTAN DAKİ MİMARİ KÜLTÜR İZLERİMİZİN DÜNÜ VE BUĞÜNÜ 600YILLIK MİMARİMİZ ESKİ EV VE KONAKLARIMIZ V.S. OLMAK ŞARTINLA BULGARİSTANDA TÜRK YAPISI KESİN OLMAYAN BİR 3339 ADET ESER GÖSTERİLİYORDU. BUNLAR ÇOK YETERSİZ OLDUĞUDA BİLİNİYORDU SON BULGARİSTAN ÇALIŞMASINI BAGLANTISINDA GÖRÜLDÜKİ 222812 ADET ESERİMİZİN YANLIZ 168750 ADEDİ TARİHİ TÜRK KLASİK STİL YAŞADIĞIMIZ ECDAT EVLERİ ÇIKMIŞTIR.1660ADET YENİ VE ESKİ CAMİ VE MESÇİT VARDIR.YANİ UZATMAYAÇAGIM BU ESERLERİN LİSTESİ 55ADET CEDVELDE TOPLANIYOR. TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK KÜLTÜRÜ OKADAR ÇOK DERİNKİ ANLATMAYLA SON BULMAYOR. BÖYLE BÜYÜK BİR IRKIN VE FATİHİN TORUNLARI OLARAK BİZLER GEÇMİŞİMİZE SAHİP ÇIKALIM. SET ÇEKENLERİ UYARALIM VE GERÇEGİ ANLATALIM. BİRLİK, DİRİLİK, BERABERLİK DAYANIŞMA BU DÖRT SÖZÜ KEMİKLEŞTİREREK TÜRKLÜĞÜMÜZE SAHİP ÇIKALIM. NETEKİM SAYIN ERDİNÇ BEYİN SÖYLEDİKLERİ ÇOK YERLİ YERİNDE TÜRKSEK SAPINA KADAR TÜRKLÜĞÜMÜZÜ BİLELİM VE KİMŞİĞİMİZE SAHİP ÇIKALIM. SÖZ EDİLEN ERDİNÇ KARDEŞİMİZİN GİBİLERİNİN DAHA ÇOK OLMASINI DİLER BALKANOLOJİ ÇATISI ALTINDA TOPLANMAMIZI BEKLEMEKTEYİM. BÖYLE ARKADAŞLARLAN GURUR DUYMAK TÜM TÜRK MİLLETİNİN HAKI OLMASINI İSTERİM ENDERİN SELAM VE SAYGILARIMLA NİYAZİ AKKILIÇ-İSTANBUL.BALKANOLOJİ BAŞKANI.


DUYURU

BALKANOLOJİ MERKEZİ
Balkanlarda Türk Dil Kültür Tarih Araştırmaları merkezinin kuruluşunun yegane amacı bütü Balkan Ülkelerindeki gecen 600 yıllık Türk –Müslüman Kültür Medeniyetinin varlığını araştırmak ve bu ülkelerde çeşitli sebebler yaratılarak kaybolan Mimari anıtlarımızın ve kültürel güzeliğimizin yıkılması, yok edilmesi, kaybolması, yakılması ve yıktırılması gibi birçok nedenlerlen GEÇMİŞ TARİHİMİZDEN BU ĞÜNE KADAR KENDİNİ KORUYABİLMİŞ VE DİMDİK AYAKTA KALAN Mimari kültür izlerimizin ve Osmanlı
Yapıtarınıo tek tek köy ve şehir demeden araştırarak , meydana getirmek istediğimiz Balkan Mimari Eserlerinin dünü ve buğünü diye Envanterini ve arşivini çıkarıp gereğinçe düzenlemektir.Bizlere bu konuda daha ayrıntılı ve verimli çalışabilmek için, daha bilimsel çalışmalarda bulunmak ve katkı saglamak, bilği alışverişini hızlandırmak, özğür ve daha çok yaratıcı birer bireyler olarak Balkanlılara genç Araştırmacılar yetiştirmek ve böylecede ilmi ve bilimsel sonuçlar çıkararak ortaya koyabilmektir.Böylecede Balkanlardaki yıkılan köprüleri yeniden inşa etmek demek Balkan Ülkeleri halkları arasında yeniden bagları genişleterek İşbirliği ve Dostluklar kurarak, kuvvetlendirmektir.Kardeşliği güçlendirmek gayesinlede Dünyamızın ve insanlığın daha güzel olabilmesi için Evrensel mücadeleleri Dünya Barışına, Demokrasi yolunda hak ve adaletini saglamakla yeni içerikli elemanlar saglanmasında, yetiştirilmesinde düşündüğümüz amaçlardan yeganesidir.
Balkanoloji di, kültür tarih araştırma merkezinin ayrıça kısa adıda BALKANOLOJİolarak
Saptanmıştır.Bu Kuruluş 1988 yılında bir Balkanlı Osmanlı kuruluşu olarak kurularak
İstanbul-Gaziosmanpaşa ilçesinde Tüm Balkan Türklerini kapsayan bir bilimsel araştırma kuruluşu olarakTarihi Türkiyemizin İstabul kentinde nufusun önemli bir bölümü Balkan Türkleri oluşturması göze alınarakBalkanlarda Dil, Kültür, Tarih Mimari ARAŞTIRMA MERKEZİ Kordinatörü ve Araştırmacı Sn. Niyazi Akkılıç Başkanlığında kurulmuştur.
Kuruluşumuz bütü Balkan Türklerine ve Göçmen Derneklerine kapısı açık olup gerekli Balkan ülkelerinle ilğili balkan Türklerinden bildikleri bilgileri, belgeleri, eserleri ulaştırmada gayret gösteren birçok Balkan Türkleri derneklerine ve Altay Tuna Dernegi Üyelerine gönülden teşekürler eder ve mütemadiyen daha hızlı bir akışla şu iletişime yer vermelidirler. niyaziakkilic@hotmail.com. http./balkanolojicom.tr.ğğ./ +9053579106.
Adres.Salih kardeşler cadesi.N.14. Berec-Gaziosmanpaşa/İstanbul.Niyazi Akkılıç.
  EĞEMENLİK-ÖZĞÜRLÜK
ULUSLARA EGEMENLİK FERTLERE ÖZĞÜRLÜK
M.K.ATATÜRK.

BİTİRDİM ESRİMİ SİLDİM KALEMİM
NİYAZİ AKKILIÇ

DİLDE ,FİKİRDE, İŞTE BİRLİK . İ.GASPIRALI-KIRIM

BALKANLARDA TÜRK KÜLTÜR VARLIGINI ARAŞTIRMAK BULMAK ,TANITIP YAYMAK HER TÜRKÜN EN KUTSAL GÖREVİDİR.

EGER MİLLETLERİ BİR BÜYÜK MEŞE AĞAÇINA BENZETİRSEK ,BU AĞAÇ MUHTAC OLDUGU NEMİ GEÇMİŞTEN ALIR VE O SAYEDE İSTİKBALE KÖK SALAR. ATALARIMIZIN BAKTIGI TARİHİ KÜLTÜREL ESERLER ,GELECEGİMİZİN EN BÜYÜK TEMİNATIDIR.ONLARI,YOK OLMAKTAN KURTARMAK BİZİM BİRİNCİ GÖREVİMİZDİR
NİYAZİ AKKILIÇ.

TÜRKÇEMİZ

ANALARIMIZIN DİLİ ,ANADİL ,DİLLER GÜZELLİK YERİNE KILIÇTAN KESKİN ,ÇELİK TEN SERT , KAYADAN SARP,BORADAN HIZLI, İPEKTEN İNCE ,KELEPEKTEN UÇUÇU, ÇİÇEKTEN RENKLİ ,ALTINDA PARLAK , SUDAN DURU ,TÜRKÇEMİZ....
NİYAZİ AKKILIÇ

EY TÜRK EVLADI
KİM OLDUGUNU, NERELERDEN GELDİĞİNİ VE ŞİMDİ NERELERDE OLDUĞUNU HİÇ SOR GULAMA FIRSATIN OLDU MU? BAYRAGININ RENGİNİ TOPRAĞINI KOKUSUNUN KANININ ASLETİNİN FARKINDA MISIN?

Türkün sesiTürklüğün sesi olmalıdır.
TÜRKLÜĞÜN DIŞINDAKİ SES TÜRKLÜĞÜN SESİ SAYILMAZ. Yahya Kemal.


BÜYÜK ŞEYLERLERİ YANLIZ BÜYÜK MİLLETLER YAPAR.
ATATÜRK

TÜRKLÜGÜN 6 İLKESİ
1:Siyasi varlıkta birlik .
2:Dil birligi
3:Yurt birligi
4:Irk ve menşe birligi
5:Tarihi karabet.
6:Ahlaki karabet

eger bir millet büyük se kendini tanımakla daha büyük olur.(ATATÜRK)

KUŞLAR GİBİ UÇMAYI BALIKLAR GİBİ YÜZMEYİ ÖĞREN dİK FAKAT Ç BASIT BİR SANATI UNUTTUK İNSAN GİBİ YAŞAMAYI BİLİYORMUSUN BUGÜN dÜNYA dOSTLAR GÜNÜ MESAJI SEV İĞİN dOSTLARINA GÖNdER EĞER BENdE O SEVdİĞİN dOSTLARINdAN BİRİYSEM BANAdA YOLLA BUNU ARKAdAŞLARINA GÖNdER BAK KAÇ CEVAP GELECEK EĞER 7 dEN FAZLA İSE SEVİLEN BİR dOSTSUN yazar:Alper akkılıç

ALLAHNASİP EDER,ÖMRÜM VEFA EDERSE ,MUSUL-KERKÜK VE ADALARI GERİ ALACĞIM.SELANİK DE DAHİL.BATI TRAKYAYI TÜRKİYE HUDUTLARI İÇİNE KATAÇAĞIM.MUSTAFA.KEMAL. ATATÜRK.


BALKANOLOJİ KÜLTÜR BAŞKANI NİYAZİ AKKILIÇ İBRET VERİÇİ SÖZLERİ

Balkan Türkleri bilinen Bulgaristan Türkleri Büyük önder ATATÜRK Düşünçelerine ve fikirlerinden esinlenerek ve cizdiği doğru politikalarından esinlenerek Bulgaristan Türkünün akılçı politikasınla doğru istikamette ilerleyerek,DELİORMAN VE RODOPLAR – Gülvadisi – Dobruca ve Tuna boyu Türkleri tek vüçüd birleşerek,Totaliter baskıçı Todor Jivkof yönetimine SİLAH KUŞANARAK SAVAŞMADAN, Dağa çıkarak isyan etmeden, TERÖR YARATMADANM,,Bulgaristanmda Zulümçü devletine resmi ve özel işyerlerini kırıp dökmeden Türklüğe yakışır bir şekilde,Avrupa ve diğer ülkelere örnek olabileçek şekilde Medeniyetinin Milli Türklük Şuurunla Sayın Liderlerinin AHMED DOĞAN ile Türk Milli ATATÜRKÇÜ Teşkilatının uyğuladığı DEMOKRASİ varlığının ğeleçegini, Özğürlük güneşinin doğacağını,Hak ve ADALETİN, Barışın var olaçagına inanarak H.Ö.H. nin kurulmasınla Jivkofun BKP nin 45 yıllık yönetimini YIKARAK tuz ve buz etmede Türklerin yıkıçı olmayarak çaLIŞMALARI HER ZAMAN TAMAMLAYIÇI OLDUĞUNU VE Bulgaristan Türkünün ulus olarak kültür değerlerine sahip çıkarak Türk varlığının BÜTÜNLÜĞÜNÜ GÖSTERMİŞ OLARAK ÖNEMİNİ,TANITIMINI VE YERİNİ LAYIK OLARAK GÖSTERMİŞTİR. Niyazi akkılıç-Balkanoloji başkanı.



2.TÜRK DİLİ ,TÜRKÇE DEMEK TÜRK DEMEKTİR.
Ne Mutlu Türküm diyene.


3.Milletce, aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi, milli,Birlik ve Beraberlik için ,vatan için, fedakarca çalışan, serdenğeçen Alperen Mehmetçikler en kutsal duyğularlan selamlar sevği, sayğı, ile hürmetli dualarımızı balkan Türklüğü olarak içtenlikle sunarız.
4Her kahraman vatansever Bayrağının direğidir.Gönüllerde layık olmalı, her Türkün başı göklere değmelidir.Albayrağı saglam tutmak en büyük ödevimizdir.Sen Necipsin Türk MİLLETTİ BU SENİN KUTSAL VAZİFENDİR.. NİYAZİ AKKILIÇ- Balkanoloji başkanlığının sözlerinden.


5.Şehit gazilerimizin şanlı hatırı için Balkan Türkleri ve Deliorman Türkleri tüm Bulgaristan Türkleri şehit ve gazilerimize minnet ,şükran, sunarak, Dualarını kalplerinin enderinliğinden ifa etmektedirler.. Balkanoloji başkanı Niyazi akkılıç.istanbul


6.Sizler unutulmayan ruhumuzun çiçegi olan şanlı şehitlerimiz,Sizler her zaman HİLALİN ve Yıldızların cennet mekanınıda görmelisiniz. Sizler Türk Millettinin kırçiçegi ve Balkan TÜRKÜNÜN kardelanısınız ölümden korkmayan aşıklarsınız. SİZİNLE Tüm Dünya Türkleri gurur ve onur duyarak okudukları Dualarlan Fatihalarla yanınızdadır.NiyaziAkkılıç.Balkanoloji kültür başkanı – İstanbul



7.Balkanlar 600 yıl Türklük yaşadı.Bu Memleket Tarihte Türktü,Şimdiki Durumundada Türklük yasşamaktadır.Balkanlarda Türk varlığı var oldukça, Türklük ebediyen var olaçaktır.Türk toplumunun yegane dayanağıda TC NİN Dimdik ayakta var olmasıdır.
Milletim TÜRK.Vatanım Türkiye,Ülküm Türklüktür.Ulu önder ATATÜRK REHBERİMİZDİR.En büyük Türkiye Canımız kanımız sizlere feda olsun. Balkanoloji başkanı Niyazi AKKILIÇ-İstanbul. Adımız Türk ve Andımızdır.Bulgaristan ve Deliorman Türkleri olarak,Türklük adına, Vatan ve Bayrağımız adına ,Türklük ugruna Canımızı ve kanımızı hiç esirgemeden korkmadan koyarız. Balkanoloji başkanı.NİYAZİ AKKILIÇ- İstanbul.Nasıl güçlü oluruz, Bir araya gelemezisek.Nasıl sahip çıkarız geleçeğimize, Geçmişimizi bilmezisek, Biz neler anlatırız ki var olan torunlarımıza ve genç neslimize. Atalarımızı tanıyıp araştırıp anlayamazisek .Nasıl karşı koyarız zulmün zorbalıklarına.Biribirimizi tanıyıp güçümüzü bilmezisek, Gelin bir yol bulalım ,Bir olalım. Balkanlarda Türk Birliğini kuralım. Böylecede yıkılmaz bir kale olalım. Türkün GÜÇÜNÜ BİRDEFA DAHA CİHANA GÖSTERELİM. Balkanoloji başkanı NİYAZİ AKKILIÇ-İSTANBUL. Aziz Balkan Türkleri,ARTIK BU GÜNÜMÜZÜ,Geçmişimizi ve geleçeğimizi çok doğru olarak bilerek konuşalım ve düşünçelerimizi istikbalimizin aynası olmasına yardımcı olalım.Türk ğibi Diri olalım Kale olarakta ayakta olalım.
Balkanoloji kültür başkanı Niyazi akkılıç- İstanbul.

Bu memleket, Dünya'nın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna
mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne en aşağı yedibin
senelik Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin
içindeki çacuk, tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk, tabiatın
şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından korkar gibi oldu sonra
onlar alıştı. Onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Birgün o
tabiatın çocugu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu.
TÜRK oldu.
TÜRK budur;
Yıldırımdır,
Kasırgadır,
Dünya'yı aydınlatan Güneştir.
Bugün 14 ziyaretçi (292 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=